Bıçak ve Bilim: Ali bin Abbas el-Mecusi ve Kanser Cerrahisinin İlk Adımları

Bıçak ve Bilim: Ali bin Abbas el-Mecusi ve Kanser Cerrahisinin İlk Adımları

12.01.2026 - 13:40:00

Tarihin sayfalarını 10. yüzyıla, modern tıbbın henüz emekleme aşamasında olduğu, Avrupa’nın büyük bir kısmının hastalıkları "kötü ruhlarla" açıkladığı bir döneme çevirelim. Ancak Doğu’da, Şiraz ve Bağdat’ın serin avlulu hastanelerinde, bilim bambaşka bir dille konuşuyordu. İşte bu atmosferde, neşteri sadece bir kesici alet olarak değil, bir kurtarıcı olarak gören, çağının çok ötesinde bir dâhi yaşıyordu: Batı dünyasının "Haly Abbas" olarak tanıdığı, Ali bin Abbas el-Mecusi. Bugün onkoloji (kanser bilimi) servislerinde uygulanan cerrahi prensiplerin, bin yıl önce yaşamış bu hekimin parşömenlerinde saklı olduğunu söylesek? Gelin, modern cerrahinin bu unutulmuş mimarının, "Bütün Sanatların En Güzeli" dediği tıp ilmine ve kanserle olan mücadelesine yakından bakalım.

Şiraz Sarayında Bir Bilge

Ali bin Abbas, ismindeki "el-Mecusi" lakabından da anlaşılacağı üzere, Zerdüşt kökenli bir aileden geliyordu ancak İslam medeniyetinin bilimsel hoşgörü ikliminde, Şiraz’daki Büveyhoğulları sarayında başhekimliğe kadar yükselmişti. Onun en büyük mirası, Sultan Adudüddevle’ye ithaf ettiği devasa ansiklopedi "Kitabü’l-Maliki" (Hükümdarın Kitabı / Liber Regius) idi.

Bu kitap, İbn-i Sina’nın "El-Kanun"u yazılmasına kadar geçen sürede, tıp dünyasının tartışılamaz anayasasıydı. Ancak el-Mecusi’yi sadece bir derleyici olarak görmek ona büyük haksızlık olur. O, teoriden çok pratiğe, "gözleme ve deneyime" inanan sahada bir cerrahtı.

Kanserle İlk Bilimsel Randevu: "Yengeç"i Tanımak

O dönemde kanser, vücudu yiyip bitiren gizemli bir lanet gibi görülüyordu. Antik Yunanlılar tümöre, dokulara yapışan damarların görüntüsü nedeniyle "yengeç" (karkinos) adını vermişti. El-Mecusi ise bu hastalığa soğukkanlı bir bilim insanı gözüyle baktı.

Kitabü’l-Maliki’de kanseri tanımlarken şu ifadeyi kullandı:

"Kanser, dokunun sertleşmesi, ısısını kaybetmesi ve etrafına kökler salarak yayılmasıdır."

Bu tanım, bugünkü metastaz ve tümör invazyonu kavramlarına şaşırtıcı derecede yakındır. Ancak asıl devrim, onun tedaviye yaklaşımındaydı.

"Kökünden Kesip Atmak": Cerrahi Devrim

Bugün modern cerrahide "temiz cerrahi sınır" (clean surgical margin) diye bir kavram vardır. Bir tümörü çıkarırken, sadece tümörü değil, etrafındaki bir miktar sağlam dokuyu da alırsınız ki, geride mikroskobik kanser hücresi kalmasın. İnanması güç ama el-Mecusi, mikroskobun icadından 600 yıl önce tam olarak bunu öneriyordu!

Mecusi’nin kanser ameliyatı için önerdiği yöntem tüyler ürpertici derecede moderndi:

  1. Erken Teşhis Şartı: Eğer kanser çok büyümüşse ve derin dokulara sarmışsa, hastaya dokunma. Çünkü cerrahi, ölümü hızlandırabilir. (Bugün inoperabl -ameliyat edilemez- dediğimiz vakalar.)

  2. Radikal Cerrahi: Eğer tümör küçük ve sınırlıysa, "tümörü, kökleriyle ve etrafındaki bir miktar sağlıklı dokuyla birlikte tamamen kesip çıkarın."

  3. Damar Kontrolü: Kanserli doku çok kanlanır. Bu yüzden kesilen damarlar hemen dağlanmalı (koterizasyon) veya bağlanmalıdır.

O, tümörün bir parçasının bile içeride kalması durumunda hastalığın "intikam alırcasına" geri döneceğini biliyordu.

Kılcal Damarların Sırrı ve Dürüst Hekimlik

El-Mecusi’nin dehası sadece kanserle sınırlı değildi. İngiliz hekim William Harvey’den yüzyıllar önce, atardamarlar ile toplardamarlar arasında görünmez kılcal damarların (kapiller) var olduğunu teorik olarak öne sürdü. "Kan, gözenekler yoluyla bir sistemden diğerine geçer" diyerek dolaşım sisteminin kapalı bir devre olduğunu sezmişti.

Ayrıca o, tıp etiğinin de öncüsüydü. Öğrencilerine her zaman şunu öğütlerdi:

"Hekim; temiz giyimli, güzel kokulu, sır saklayan ve paradan çok hastasının şifasını düşünen kişi olmalıdır. Hastane, zengin fakir ayrımı yapılmadan herkesin şifa bulduğu bir sığınaktır."

Avrupa’ya Uzanan Işık: Salerno Okulu

El-Mecusi’nin eseri Kitabü’l-Maliki, 11. yüzyılda Afrikalı Konstantin (Constantinus Africanus) tarafından Latinceye çevrildi. Bu çeviri, İtalya’daki ünlü Salerno Tıp Okulu’nun ders kitabı oldu. Avrupa’nın ilk cerrahları, neşter tutmayı ve tümörleri tanımayı, Bağdatlı bu "Mecusi"den öğrendiler.

Onun yazdıkları, yüzyıllar boyunca Batı tıbbının başucu kitabı olarak kaldı. Ancak ne yazık ki, çevirmen Konstantin, kitabın yazarının adını silip kendi eseriymiş gibi sunarak tarihin ilk büyük intihallerinden birine imza attı. Neyse ki tarih, geç de olsa gerçek sahibine hakkını teslim etti.

Sonuç: Geçmişin Neşteri, Geleceğin Şifası

Bugün bir onkolog, hastasının tümörünü "temiz sınırlarla" çıkardığında veya bir tıp öğrencisi anatomi atlasını açtığında, aslında Ali bin Abbas el-Mecusi’nin bin yıl önce yaktığı meşalenin ışığından faydalanıyor. O, bilimin sadece laboratuvarlarda değil, hastanın başucunda, dikkatli bir gözlem ve cesur bir neşterle yapıldığını kanıtlayan bir öncüydü.

Modern tıp, teknolojinin zirvesinde olabilir; ancak temelleri, el-Mecusi gibi "imkansız" denilen devirlerde insan vücudunun haritasını çıkaran dâhilerin omuzlarında yükseliyor.


Kaynakça

Yerli Kaynaklar:

Yabancı Kaynaklar:

Web Kaynakları:

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: