Şehrin Koruyucusu: Habib-i Neccar ve Antakya'nın İnanç Yolculuğu

Şehrin Koruyucusu: Habib-i Neccar ve Antakya'nın İnanç Yolculuğu

14.01.2026 - 02:01:00

Antakya... Tarihin taşlara, taşların inanca, inancın ise hoşgörüye dönüştüğü kadim şehir. Asi Nehri’nin binlerce yıldır yıkadığı bu topraklar, Roma’nın ihtişamını, Bizans’ın estetiğini ve İslam’ın huzurunu aynı potada eritti. Ancak bu şehrin kalbinde, tüm bu medeniyetlerin üzerinde yükselen manevi bir sütun, trajedisiyle ve cesaretiyle parlayan bir isim vardır: Habib-i Neccar. Bugün Antakya sokaklarında yürüyen (veya 6 Şubat depreminin enkazı arasında anılarını arayan) herkesin bildiği bu isim, sadece bir cami adı değil; Kur’an-ı Kerim’in kalbi olan Yasin Suresi’nde ölümsüzleşmiş, "Koşan Adam"ın hikayesidir. Gelin, zamanı geriye, miladi takvimin henüz çift haneli yıllara ulaşmadığı, putperestliğin Roma sokaklarında kol gezdiği o günlere saralım.

Elçilerin Zorlu Sınavı: Antakya Kapılarında Üç Yabancı

Miladi 40’lı yıllar... Roma İmparatorluğu’nun doğudaki en büyük metropolü Antakya (Antioch), mermer sütunlu caddeleri ve devasa tapınaklarıyla göz kamaştırıyordu. Şehir halkı çok tanrılı dinlere inanıyor, putlara kurbanlar sunuyordu. İşte tam bu sırada şehre, Hz. İsa’nın (Hristiyan inancına göre) veya Allah’ın (İslami yoruma göre) gönderdiği elçiler ayak bastı.

Rivayetlere göre bu elçiler Yuhanna (Yahya) ve Pavlos (Yunus) idi. Daha sonra onlara Şem'un-ı Sefa (Aziz Petrus) da katılacaktı. Mesajları basitti: "Sizi yaratan tek bir Allah vardır, putları bırakın ve O’na yönelin."

Ancak Antakya’nın ileri gelenleri bu mesajı tehdit olarak gördü. Elçileri yalancılıkla suçladılar, uğursuzluk getirdiklerini iddia ettiler ve hatta onları hapse atıp taşlamakla tehdit ettiler. Şehirde gerilim tırmanırken, şehrin en ucundan, koşarak gelen bir adam tarihin seyrini değiştirecekti.

Şehrin Öbür Ucundan Gelen Adam

İsmi Habib idi. Mesleği konusunda rivayetler muhteliftir; kimine göre marangoz (Neccar), kimine göre ipek dokumacısıydı. Ancak bilinen en net özelliği, kazancının yarısını yoksullara dağıtan, cüzzamlı olduğu için şehrin kenarında, bir mağarada inzivaya çekilmiş, gönül gözü açık bir adam olduğuydu.

Habib, elçilerin mesajını duyduğunda kalbinde bir ışık yandı. Onlarla konuştu, "Bu tebliğ karşılığında bir ücret istiyor musunuz?" diye sordu. Elçiler, "Hayır, bizim ücretimiz sadece Allah'a aittir" dediklerinde, Habib iman etti. Bu, Anadolu topraklarında Hz. İsa’nın havarilerine inanan ilk kişi olma şerefiydi.

Yasin Suresi’ndeki O Haykırış

Halk elçileri linç etmek üzere toplandığında, Habib-i Neccar kalabalığı yararak öne atıldı. Kur’an-ı Kerim, Yasin Suresi 20-27. ayetlerinde bu anı sinematik bir dille anlatır:

"Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi. 'Ey kavmim!' dedi, 'Bu elçilere uyunuz! Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar. Beni yaratana ne diye kulluk etmeyecekmişim? Siz de O'na döndürüleceksiniz.'"

Habib, halkını aklıselime davet etti. Putların onlara ne fayda ne de zarar verebileceğini haykırdı. Ancak öfkeli kalabalık, bu hakikat çağrısına vahşetle karşılık verdi. Habib-i Neccar, taşlanarak ve linç edilerek oracıkta şehit edildi.

Hikayenin en tüyler ürpertici kısmı ise sonrasıdır. Rivayete göre Habib, son nefesini verirken bile halkına lanet okumamış, "Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi" diyerek onların hidayetini dilemiştir.

Bir Mabedin Dönüşümü: Habib-i Neccar Camii

Habib’in şehit edildiği ve elçilerin mezarlarının bulunduğu yer, tarih boyunca kutsal kabul edildi. Burası, inançların katman katman birbirine eklendiği bir hafıza mekanıdır:

  1. Pagan Dönemi: Önce bir Roma tapınağıydı.

  2. Hristiyanlık Dönemi: Hristiyanlığın yayılmasıyla birlikte kiliseye dönüştürüldü.

  3. İslam Dönemi: 636 yılında Hz. Ömer’in komutanlarından Ebu Ubeyde bin Cerrah Antakya’yı fethettiğinde, burası Anadolu’nun ilk camisi olarak inşa edildi.

Caminin mimarisi, tıpkı Antakya gibi melezdi. Ortaçağ Hristiyan mimarisinin izlerini taşıyan avlusu, İslam sanatının zarif şadırvanıyla buluşuyordu. Yerin 4 metre altında ise Habib-i Neccar’ın ve elçilerin (Şem'un-ı Sefa, Yahya, Yunus) sandukaları bulunuyordu. Burası yüzyıllarca hem Müslümanların hem de Hristiyanların ziyaretgahı oldu; "Hoşgörü Şehri"nin somut bir kanıtı gibiydi.

Yıkım ve Umut: 6 Şubat’ın Ardından

6 Şubat 2023... Kahramanmaraş merkezli depremler, Antakya’yı yerle bir ederken, 14 asırlık Habib-i Neccar Camii de büyük hasar aldı. Minaresi yıkıldı, kubbesi çöktü. O sabah, sadece taşlar değil, şehrin ruhu da enkaz altında kaldı sanıldı.

Ancak Habib-i Neccar’ın hikayesi bize şunu öğretir: Binalar yıkılabilir, bedenler ölebilir ama inanç ve hakikat asla yok olmaz. Nasıl ki Habib’in şehadeti inancın sönmesine değil, daha da parlamasına vesile olduysa; bugün yıkık olan o cami de Antakya’nın yeniden doğuşunun sembolü olarak ayağa kalkmayı bekliyor.

Sonuç: Ebedi Bir Davet

Habib-i Neccar, sadece Antakya’ya ait yerel bir figür değildir. O, doğru bildiği yolda tek başına kalsa bile "kavmim bilseydi" diyebilen merhametli bir duruşun evrensel adıdır.

Bugün Antakya’nın tozlu ve hüzünlü sokaklarında dolaşırsanız, rüzgarın fısıltısında Yasin Suresi’nin ayetlerini ve bir marangozun "Koşun, kurtuluş buradadır" diyen sesini hala duyabilirsiniz. O, şehrin sadece geçmişi değil, aynı zamanda manevi koruyucusu olarak nöbetine devam ediyor.


Kaynakça

Yerli Kaynaklar:

Yabancı Kaynaklar:

Web Kaynakları:

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: