Yolculuk sırasında Trakya'nın uçsuz bucaksız ovalarından geçerken, yüzlerini hep bir ağızdan güneşe dönmüş o sarı "tabur"ları görüp de büyülenmemek mümkün müdür? Vincent van Gogh'un fırçasına ilham olan, çocukluğumuzda çekirdeklerini çitleyerek zamanı unuttuğumuz o devasa sarı kafa, aslında doğanın en ilginç mühendislik harikalarından biridir: Ayçiçeği (Helianthus annuus). Çoğumuzun mutfağında "en ucuz kızartma yağı" olarak kenarda duran, hak ettiği saygıyı pek göremeyen ayçiçek yağı, aslında binlerce yıllık bir seyahatin, dini yasakların ve kozmetik devrimlerin başrol oyuncusudur. Kuzey Amerika yerlilerinin saçlarına sürdüğü bu "güneş sütü"nün, nasıl olup da Rus Çarı'nın sofrasına, oradan da modern aromaterapinin şifalı karışımlarına girdiğini duyunca, o plastik şişeye bakışınız değişecek. Gelin, güneşi takip eden bu sadık çiçeğin tohumlarındaki altın sıvının hikayesini, tozlu tarih kitapları ve laboratuvar notları eşliğinde yeniden okuyalım.
Amerika'nın yerli kızı, Avrupa'nın süs bebeği
Ayçiçeğinin hikayesi, sanılanın aksine Avrupa'da değil, Kuzey Amerika'da, günümüzden yaklaşık 5.000 yıl önce başlar. Arizona ve New Mexico'daki yerliler, bu bitkiyi mısırdan bile önce evcilleştirmişlerdi. İnkalar için o, Güneş Tanrısı'nın yeryüzündeki simgesiydi. Rahipler ayçiçeği desenli altın takılar takar, tohumlarını kutsal sayarlardı. Yerliler bu tohumları ezip un yapıyor, yağını çıkarıp hem yemekte kullanıyor hem de saçlarını güneşten korumak için ciltlerine sürüyorlardı.
İspanyol kaşifler 16. yüzyılda bu "altın çiçeği" Avrupa'ya getirdiklerinde, kimse onun yağını çıkarmayı akıl edemedi. Yıllarca Avrupa'nın botanik bahçelerinde sadece "egzotik ve süs bitkisi" olarak sergilendi. Onun gerçek potansiyelini keşfedecek olan kişi ise ne bir İspanyol ne de bir Fransızdı; hikayenin kahramanı, Rusya'nın vizyoner lideri Büyük Petro olacaktı.
Kilisenin "yağ yasağı" ve Rusya'nın yükselişi

18. yüzyılda Rus Ortodoks Kilisesi, "Büyük Perhiz" (Lent) döneminde inananların hayvansal yağlar, tereyağı ve zeytinyağı tüketmesini yasaklamıştı. Halk neyle yemek pişireceğini şaşırmış durumdaydı. İşte tam bu sırada, kilisenin yasaklı listesinde adı geçmeyen yeni bir bitki fark edildi: Ayçiçeği.
Kilise listeyi güncellemeyi unutmuştu veya bu yeni bitkiyi önemsememişti. Rus halkı bu "yasal boşluğu" hemen değerlendirdi. Ayçiçeği tarlaları Ukrayna ve Rusya steplerini kapladı. 19. yüzyıla gelindiğinde Rusya, dünyanın ayçiçek yağı üretim merkezi olmuştu. Hatta "Mamut" adı verilen devasa tohumlu türler, Rus çiftçiler tarafından geliştirildi ve dünyaya yayıldı. Bugün mutfağımızdaki ayçiçek yağını, aslında kilisenin o katı perhiz kurallarına borçluyuz.
E vitamini şampiyonu
Ayçiçek yağını aromaterapi ve cilt bakımı uzmanları için vazgeçilmez kılan özellik, onun kimyasal profilindeki bir "süper güç"tür: E vitamini (Tokoferol).
Bitkisel yağlar arasında e vitamini oranı en yüksek olanlardan biridir. E vitamini, cildin paslanmasını (oksidasyonu) önleyen, hücreleri uv ışınlarının ve çevre kirliliğinin yarattığı serbest radikallere karşı koruyan bir kalkandır. Zeytinyağı "ağır siklet" bir güreşçi ise, ayçiçek yağı "tüy siklet" bir jimnastikçidir. İnce yapısı sayesinde gözenekleri tıkamaz (komedojenik değildir), cilt tarafından hızla emilir ve geriye yağlı bir his bırakmaz.
Prematüre bebeklerin koruyucu meleği
Ayçiçek yağının cilt üzerindeki onarıcı etkisi, Bangladeş'te yapılan ve tıp literatürüne giren önemli bir çalışmayla kanıtlanmıştır. Erken doğan (prematüre) bebeklerin cilt bariyeri tam gelişmediği için enfeksiyonlara çok açıktır. Araştırmacılar, bu bebeklere düzenli olarak yüksek linoleik asit içeren ayçiçek yağı ile masaj yaptıklarında, cilt bariyerinin güçlendiğini ve enfeksiyon (sepsis) oranlarının %41 azaldığını gözlemlemişlerdir.
Bu, "ucuz" diye küçümsenen bir yağın, aslında ne kadar güçlü bir bariyer onarıcı olduğunun en çarpıcı kanıtıdır. Cildin "tuğla ve harç" yapısındaki harcı onaran Linoleik asit (Omega-6), ayçiçek yağında bolca bulunur.
Mutfaktaki ikilem: Omega-6 dost mu düşman mı?
Son yıllarda beslenme uzmanları ayçiçek yağına biraz mesafeli duruyor. Sebebi, içeriğindeki yüksek Omega-6 oranı. Vücudumuzun omega-6'ya ihtiyacı vardır ancak modern diyette o kadar çok omega-6 alıyoruz ve o kadar az omega-3 tüketiyoruz ki, bu dengesizlik vücutta iltihaplanmaya (enflamasyon) yol açabiliyor.
Ancak burada suçlu ayçiçeği değil, endüstriyel işlenme biçimidir. Marketlerde satılan rafine yağlar, yüksek ısı ve kimyasal işlemlerden geçtiği için besin değerini yitirir. Oysa "Soğuk sıkım" (Cold press) yöntemiyle elde edilen ayçiçek yağı, doğal aromasını, vitaminlerini ve antioksidanlarını korur.
Ayrıca, tarım mühendisleri bu sorunu çözmek için "Yüksek oleik asitli" (High oleic) ayçiçeği türleri geliştirdiler. Bu özel türden elde edilen yağ, zeytinyağına benzer bir profile sahiptir, kalp dostudur ve ısıya daha dayanıklıdır. Yani şişenin üzerini okumak, sağlığınız için hayati önem taşır.
Aromaterapide sessiz taşıyıcı
Esansiyel yağların (lavanta, nane, gül gibi) doğrudan cilde sürülmesi tehlikelidir; bir "taşıyıcı"ya ihtiyaç duyarlar. Badem yağı veya zeytinyağı bazen alerjik olabilir veya ağır kokabilir. İşte ayçiçek yağı burada mükemmel bir "sessiz taşıyıcı"dır.
Kokusuzdur, hafiftir ve cildin altına inme hızı yüksektir. Pahalı esansiyel yağları cildin derinliklerine taşırken kendi varlığını hissettirmez. Masaj terapistlerinin "kayganlık ama yapışkanlık yok" dengesini en iyi sağlayan yağlardan biri olarak favorisidir.
Sonuç: Güneşin şişelenmiş hali
Trakya'nın tarlalarında başını güneşe çeviren o sarı çiçek (Heliotropism hareketi), aslında doğanın bize sunduğu en mütevazı hazinedir. Kızılderili şifacılarından Rus köylülerine, oradan modern hastanelerin yeni doğan ünitelerine uzanan bu hikaye, ayçiçek yağının sadece bir kızartma aracı olmadığını kanıtlar.
Bir dahaki sefere elinize o altın sarısı şişeyi aldığınızda, içindeki sıvının sadece bir yağ olmadığını; kıtalar arası bir yolculuğun, dini bir yasağın yarattığı fırsatın ve cildi onaran moleküler bir mimarinin eseri olduğunu hatırlayın. O, gerçekten de güneşin sıvı halidir.
Kaynakça
Kitaplar:
-
Krist, Sabine. Vegetable Fats and Oils. Springer, 2020. (Ayçiçek yağının botanik özellikleri, kimyasal yapısı ve yüksek oleik türleri - Sayfa 735-742).
-
Rogers, K. The Sunflower: A History. (Bitkinin Amerika'dan Avrupa'ya ve Rusya'ya yolculuğu).
-
Price, Len. Carrier Oils for Aromatherapy and Massage. Riverhead, 1999. (Taşıyıcı yağ olarak kullanımı ve cilt etkileri).
Makaleler ve bilimsel yayınlar:
-
Darmstadt, G.L. et al. "Effect of topical treatment with skin barrier-enhancing emollients on nosocomial infections in preterm infants in Bangladesh: a randomised controlled trial". The Lancet, 2005. (Bebeklerde cilt bariyeri ve enfeksiyon koruması üzerine dönüm noktası çalışma). Makale linki
-
Danby, S.G. et al. "Effect of olive and sunflower seed oil on the adult skin barrier". Pediatric Dermatology, 2013. (Zeytinyağı ile karşılaştırmalı cilt bariyeri analizi).
Web kaynakları:
-
National Sunflower Association: Sunflower Oil Health Facts. Erişim linki
-
USDA FoodData Central: Oil, sunflower, linoleic. (Besin değerleri).