Çook Tatlı Hayat | HAYAT'tan haberiniz olsun.

Tanrıların yemişinden şifalı damlalara: Ceviz ve altın renkli yağının zamanda yolculuğu

Antik Babil'in bahçelerinden Roma hekimlerine, Rönesans ressamlarının tuvallerinden modern aromaterapi laboratuvarlarına uzanan şifalı bir serüven! Doğanın en zengin bitkisel omega-3 kaynağı olan cevizin ve altın renkli yağının, binlerce yıllık güzellik ve sağlık sırlarını keşfetmeye hazır olun.
Tanrıların yemişinden şifalı damlalara: Ceviz ve altın renkli yağının zamanda yolculuğu

Tarihin tozlu sayfalarını aralayıp, milattan önce antik Babil'in asma bahçelerinde kısa bir yürüyüşe çıkalım. Kavurucu Mezopotamya güneşinin altında, gökyüzüne doğru uzanan devasa ağaçların geniş yaprakları fısıldarken, kralların sofralarını süsleyen sert kabuklu bir hazine yere düşer. Pers imparatorluğu'nun o ihtişamlı saraylarında kraliyet yemişi olarak adlandırılan bu eşsiz tohum, bugün sofralarımızdan ve şifa dolaplarımızdan eksik etmediğimiz cevizin ta kendisidir. Asırlar boyunca kervanların heybelerinde, tarihi ipek yolu'nun tozlu patikalarından geçerek dünyayı dolaşan bu mucizevi bitki ve onun kalbinden süzülen altın renkli yağ, insanlık tarihinin en sessiz ama en güçlü şifacılarından biri olmuştur.

Antik Yunan ve Roma sokaklarında dolaştığımızda, cevizin sıradan bir yiyecekten çok daha fazlası olduğunu görürüz. Yunanlılar bu bitkiye pers yemişi derken, Romalılar onu baş tanrılarına adayarak jovis glans yani Jüpiter'in palamudu adını verdiler. Botanik bilimindeki resmi adı olan juglans regia da işte bu ilahi kökenden gelir. Roma'nın dar ve taş döşeli sokaklarında kurulan pazarlarda, düğün törenlerinde bereket getirmesi için gelin ve damadın üzerine ceviz atılması sıradan bir adetti. Ancak dönemin şifacıları ve hekimleri, bu sert kabuğun içindeki asıl gücün, ezildiğinde ortaya çıkan o yoğun, topraksı kokulu yağda saklı olduğunu çoktan keşfetmişlerdi. Antik çağın ünlü hekimleri Dioscorides ve Galen, hazırladıkları merhemlerde ceviz yağını cilt iltihaplarını yatıştırmak ve yaraları sarmak için kullanıyordu.

Orta çağ avrupası'nın karanlık ve mistik manastırlarına adım attığımızda, karşımıza tıp tarihinin en ilginç yaklaşımlarından biri olan imzalar öğretisi çıkar. Bu inanışa göre doğa, bitkilerin şekilleri aracılığıyla onların hangi organa şifa vereceğini insanlara fısıldardı. Cevizin kıvrımlı, iki yarım küreden oluşan yapısı insan beynine öylesine benziyordu ki, hekimler onun doğrudan zihinsel hastalıklara ve hafıza kayıplarına iyi geldiğine inandılar. Soğuk ve loş manastır odalarında ağır taş havanlarda dövülen cevizlerden elde edilen yağ, sadece hastalara içirilmekle kalmıyor, aynı zamanda şifacıların ellerinde yaraları sarmak ve kralların değerli ahşap mobilyalarını parlatmak için de özenle sürülüyordu.

Rönesans İtalyası'na, Floransa'nın sanat kokan atölyelerine uzandığımızda, ceviz yağının bambaşka bir sihrine tanık oluruz. Şövalelerin başında harikalar yaratan Leonardo da vinci ve çağdaşları, boyalarını inceltmek için keten tohumu yağı yerine sıklıkla ceviz yağını tercih ediyorlardı. Zira bu yağ, diğerleri gibi zamanla sararmıyor, emsalsiz tabloların renklerini yüzyıllar boyunca ilk günkü canlılığıyla koruyabiliyordu. Sanatçıların tuvaline hayat veren bu şeffaf sıvı, aynı dönemde doğadan güzellik sırrı arayan asilzadelerin de cilt bakım ritüellerinin en gizli ve vazgeçilmez hazinesi olmuştu.

Zamanın çarkları dönüp modern aromaterapi ve fitoterapi çağımıza ulaştığımızda, laboratuvarlar bu kadim bilginin ardındaki bilimsel gerçeği aydınlattı. Soğuk sıkım yöntemiyle el değmeden elde edilen ceviz yağının, doğadaki en zengin bitkisel omega üç, yani alfa linolenik asit kaynaklarından biri olduğu tüm dünyada kanıtlandı. Aromaterapi uzmanlarının masaj yağlarında ve taşıyıcı yağ karışımlarında sıklıkla başvurduğu bu sıvı, güçlü antioksidan yapısıyla ciltteki serbest radikallerle savaşan asil bir şövalye gibidir. Yaşlanma karşıtı doğal serumların, kuruluktan çatlamış ciltleri yatıştıran geleneksel merhemlerin ve hatta yıpranmış saç tellerini onaran iksirlerin başrolünde yer alması kesinlikle bir tesadüf değildir. İnsan bedeni, hücresel zarlarını onarmak, nem dengesini sağlamak ve dokularını gençleştirmek için bu yağın içindeki esansiyel yağ asitlerine, e vitaminine ve minerallere adeta susamış gibidir.

Günümüzde, hafif ahşap kokusu ve çabuk emilen yapısıyla cilt bakımının gizli hazinesi olan ceviz yağı, tarihin tozlu sayfalarından çıkıp modern hayatımızın tam kalbine yerleşmiş durumda. Cildinize veya saç uçlarınıza bir damla soğuk sıkım ceviz yağı sürdüğünüzde, sadece sıradan ve nemlendirici bir kozmetik ürünü kullanmış olmazsınız. Bu tek damlanın pürüzsüz dokusunda antik Babil'in asma bahçelerinden esen gizemli rüzgarı, Roma hekimlerinin binlerce yıllık bilgeliğini, Rönesans ressamlarının tuvalindeki o ölümsüz sanatı ve doğanın kusursuz mühendisliğini aynı anda hissedersiniz. Yeşilden kahverengiye, yumuşaktan taş gibi sert bir kabuğa bürünen cevizin içinde saklanan bu sıvı altın, tarihin her döneminde insanoğlunun yaralarını sarmış, tabiatın bize sunduğu en derin ve cömert armağanlardan biri olarak sonsuzluğa uzanan o şifalı yolculuğuna devam etmektedir.

Kaynakça

Grieve, Maud. A modern herbal. Dover publications, 1971, sayfa 841. Url: https://botanical.com/botanical/mgmh/w/walnut06.html

Gunther, Robert t. The greek herbal of dioscorides. Oxford university press, 1934, sayfa 54. Url: https://archive.org/details/greekherbalofdio0000dios

Fischer-Rizzi, Susanne. Complete aromatherapy handbook: essential oils for radiant health. Sterling publishing, 1990, sayfa 201. Url: https://archive.org/details/completearomath00fisc

 

Yorumlar
Kalan karakter: