Tarih: 8. Yüzyılın ortaları. Yer: Kufe (Bugünkü Irak). Loş bir bodrum katındayız. Etraf, tuhaf şekilli cam şişeler, fokurdayan sıvılar ve o güne kadar insan burnunun hiç tanımadığı keskin, geniz yakan kokularla dolu. Odanın ortasında, sakallı bir adam, elindeki terazide milimetrik bir toz yığınını tartıyor. Dışarıdaki insanlar onun "büyücü" olduğunu, metalleri altına çevirip sonsuz zenginliğin peşinde koştuğunu sanıyor. Oysa o, altından çok daha değerli bir şeyin peşindeydi. O, maddenin ruhunu arıyordu. Batı dünyasının yüzyıllar boyunca "Geber" adıyla tanıdığı, modern bilimin unuttuğu ama periyodik tablonun her köşesinde parmak izi olan bu adam, Câbir bin Hayyân'dı. Simyanın (Alşimi) o mistik, efsunlu dünyasından, Kimyanın ölçülebilir, somut dünyasına geçişi başlatan bu dâhinin hikayesi, Harry Potter romanlarından çok daha büyüleyicidir.
"Deney Yapmayan, Bilgin Sayılmaz"
Câbir, Horasanlı bir eczacının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası siyasi karışıklıklarda idam edilince, o da bilimin kucağına sığındı. Dönemin büyük İslam alimi Cafer-i Sâdık’ın öğrencisi oldu. Ancak Câbir’i diğerlerinden ayıran şey, "kitapta yazılanla" yetinmemesiydi.
Antik Yunan filozofları (Aristo gibi), dünyayı anlamak için sadece "düşünmeyi" yeterli görüyorlardı. Câbir ise masaya yumruğunu vurdu ve bugün Bilimsel Yöntem dediğimiz şeyin temelini attı:
"Kimyada en önemli kural şudur: Pratik yapmalı ve deneyler gerçekleştirmelisin. Çünkü deney yapmayan ve pratik çalışmayan kişi, en düşük bilgi seviyesinde kalır."
O, sadece karıştırıp ne olacağını izlemiyordu; tartıyordu, ölçüyordu ve kaydediyordu. Teraziyi laboratuvarın başköşesine koyarak kimyayı "matematiksel" bir sürece dönüştürdü.
Cehennem Taşından Gelen Güç: Asitlerin Keşfi
Câbir’in laboratuvarında bulduğu şeyler, o dönem için "sihir"den farksızdı. İnsanlar o güne kadar sadece sirke gibi zayıf asitleri biliyordu. Câbir ise damıtma imbikleriyle oynayarak maddenin canını okudu ve bugün endüstrinin belkemiği olan güçlü asitleri keşfetti.
-
Zaç Yağı (Sülfürik Asit): Bugün akülerden gübreye kadar her yerde.
-
Kezzap (Nitrik Asit): Patlayıcı yapımının temeli.
-
Tuz Ruhu (Hidroklorik Asit): Temizlikte kullandığımız o keskin sıvı.
Ama en büyük şovu, "Kral Suyu" (Aqua Regia) adını verdiği karışımdı. Hidroklorik asit ve nitrik asidi karıştırarak, o güne kadar "bozulmaz, yok edilmez" sanılan altını eritmeyi başardı. Altını sıvıya dönüştüren bu adamın, simyacıların gözünde nasıl bir efsaneye dönüştüğünü tahmin edebilirsiniz.
İmbik: Damlayan Bilgi

Câbir bin Hayyân, sadece sıvıları keşfetmedi; o sıvıları elde edecek aletleri de icat etti. Bugün bile parfüm yapımından petrol rafinelerine kadar her yerde kullanılan damıtma düzeneğini, yani **"İmbik"**i (Alembic) geliştirdi.
Onun tasarladığı imbik o kadar mükemmeldi ki, tasarımı bin yıldır neredeyse hiç değişmeden kullanıldı. "Buharlaştır, soğut, damıt." Bu basit prensip, modern kimya sanayisinin kalbidir. Ayrıca kristallendirme, kalsinasyon (kavurma) ve süblimleşme gibi yöntemleri de literatüre o soktu.
Atom Bombasından 1000 Yıl Önceki Kehanet
Câbir’in vizyonu sadece şişelerle sınırlı değildi; o, maddenin en küçük yapı taşına, yani atoma (o dönemki adıyla cüz-i layetecezza) kafa yormuştu. Antik Yunanlılar atomun parçalanamayacağını savunurken, Câbir bin Hayyân, günümüz nükleer fiziğini müjdeleyen şu ürkütücü sözleri söylemişti:
"Maddenin en küçük parçası olan 'cüz'de yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin iddia ettiği gibi bunun parçalanamayacağı söylenemez. O da parçalanabilir. Parçalanınca da öylesine bir güç meydana gelir ki, bir anda Bağdat'ın altını üstüne getirebilir."
Bu sözler, Einstein’dan ve Oppenheimer’dan tam 10 asır önce söylenmişti.
Kütüphanelerin Gizli Kahramanı: Geber
Câbir bin Hayyân, 815 yılında Kufe’de (veya Tus’ta) hayata gözlerini yumduğunda arkasında binlerce sayfalık (bazı kaynaklara göre 3000 risale) bir külliyat bıraktı. Bu eserler 12. yüzyılda Latinceye çevrildi.
Avrupalı bilim insanları, ellerine geçen bu kitapların yazarını "Geber" olarak andılar. Yüzyıllar boyunca Avrupa üniversitelerinde "Kimyanın Babası" olarak okutuldu. Roger Bacon'dan Isaac Newton'a kadar pek çok Batılı dahi, onun formüllerinden ilham aldı. Hatta "Gibberish" (anlaşılmaz söz/saçmalık) kelimesinin kökeninin, Câbir’in şifreli ve karmaşık metinlerini (Jargon) anlamayan Avrupalılardan geldiğine dair popüler (ama kesinleşmemiş) bir efsane bile vardır.
Sonuç: Altını Değil, Geleceği Bulan Adam
Câbir bin Hayyân, simyacıların "Felsefe Taşı"nı (metalleri altına çeviren efsanevi madde) aradığı bir çağda yaşadı. Belki o taşı bulamadı ama çok daha değerli bir şeyi buldu: Kimyayı.
Hurafelerin, büyünün ve rastgele karışımların hakim olduğu bir alanı; teraziyle, deneyle, imbikle ve akılla disipline etti. Bugün kullandığımız "Alkali" kelimesi, "Alkol" kelimesi onun mirasıdır. O, laboratuvar önlüğünü giyen ilk insandı.
Karanlık bir çağda, maddenin sırrına yaptığı yolculukla sadece asitleri değil, bilimin meşalesini de yaktı. Ve o meşale, bugün hala laboratuvarlarda yanmaya devam ediyor.
Kaynakça
Kitaplar:
-
Sezgin, Fuat. İslam'da Bilim ve Teknik. (Cilt 4 - Kimya). İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Yayınları, 2008. (Câbir bin Hayyân'ın külliyatı ve laboratuvar aletleri üzerine dünyadaki en yetkin kaynak).
-
Holmyard, E. J. Alchemy. Dover Publications, 1990. (Simya tarihinin klasikleşmiş eseri ve Geber'in Batı'daki etkisi).
-
Kraus, Paul. Jabir ibn Hayyan: Contribution à l'histoire des idées scientifiques dans l'Islam. (Câbir üzerine yapılmış en detaylı akademik analiz).
Makaleler ve Ansiklopediler:
-
TDV İslâm Ansiklopedisi: Câbir b. Hayyân Maddesi. (Cilt 6, Sayfa 533-535). Yazar: Mahmut Kaya.
-
Britannica: Jabir ibn Hayyan (Geber) - Islamic Alchemist. Erişim Linki
-
UNESCO: The Alchemist Jabir ibn Hayyan. (UNESCO Courier).
Web Kaynakları:
-
1001 Inventions: Jabir ibn Hayyan: The Father of Chemistry. Erişim Linki
-
Muslim Heritage: Geber (Jabir ibn Hayyan). Erişim Linki