Onyedinci yüzyılın ilk yarısı... Dersaadet'in (İstanbul) dar ve parke taşlı sokaklarında, kahvehanelerde nargile dumanlarının arasında fısıltıyla konuşulan bir isim var: Hezarfen Ahmed Çelebi. "Bin fenli" yani "çok şey bilen" anlamına gelen Hezarfen lakabıyla anılan bu gizemli adam, dönemin padişahı Dördüncü Murad'ın kudretli gölgesinde, payitahtın en büyük hayalini kuruyordu: Uçmak. İnsanoğlunun binlerce yıllık kuşlara benzeme arzusu, efsanelerden çıkıp İstanbul'un silüetinde gerçeğe dönüşmek üzereydi. Rüzgarın dilinden anlayan, lodosun poyraza karışmasını bir derviş sabrıyla izleyen bu cesur adamın, kartal kanatlarıyla yazdığı o destansı hikayeye yakından bakalım.
Okmeydanı'nda başlayan rüzgar provaları
Ahmed Çelebi'nin hikayesi bir anda Galata Kulesi'nin tepesinde başlamadı. Uçma tutkusu, onu önce tarih sayfalarında yer alan diğer gökyüzü sevdalılarını araştırmaya itti. Özellikle onuncu yüzyılda yaşamış olan ve kanat takarak uçmayı deneyen Türk-İslam bilgini İsmail Cevheri'nin çalışmaları, Hezarfen için bir başucu kitabı niteliğindeydi. Cevheri'nin başarısızlıkla sonuçlanan deneyinden dersler çıkaran Çelebi, işin sırrının sadece kanatlarda değil, rüzgarın aerodinamiğinde saklı olduğunu fark etti.
Hazırlık aşaması yıllar sürdü. Kanatlarını kuşların tüy ve kemik yapısını inceleyerek, hafif ahşap iskeletler üzerine gerilmiş derilerden tasarladı. Ancak bu kanatları test etmek gerekiyordu. Ahmed Çelebi, rüzgarın akımlarını en iyi ölçebileceği yer olan Okmeydanı'nı kendine deneme sahası olarak seçti. Sultan Murad'ın okçularının talim yaptığı bu geniş alanda, defalarca kanatlarını takıp koştu, rüzgara karşı atlayışlar yaptı. Kaslarını güçlendirdi, havada dengede kalmanın, kanatların açısını rüzgara göre ayarlamanın inceliklerini öğrendi. Evliya Çelebi'nin ünlü Seyahatname'sinde anlattığına göre, bu provalar sırasında "kartal kanatlarıyla dokuz kere havaya kalkıp" yere güvenle inmeyi başarmıştı. Artık büyük gün için her şey hazırdı.
Lodosun nefesi ve Galata Kulesi'ndeki o sabah
Tarihler 1632 yılını gösterdiğinde (bazı kaynaklara göre bu tarih değişebilmektedir), İstanbul lodoslu bir sabaha uyandı. Lodos, İstanbul'un güneybatısından esen, sıcak ve güçlü bir rüzgardı; Hezarfen'in kanatlarını taşıyacak olan görünmez bir el gibiydi. Padişah Dördüncü Murad, bu tarihi anı izlemek üzere Sinan Paşa Köşkü'ne geçmişti. Saray erkanı, meraklı İstanbul halkı ve Galata'nın Cenevizlilerden kalma dar sokaklarını dolduran kalabalık, nefeslerini tutmuş kulenin tepesine bakıyordu.
Hezarfen Ahmed Çelebi, Cenevizlilerin "İsa Kulesi" dedikleri, gökyüzüne bir mızrak gibi uzanan Galata Kulesi'nin en üst balkonuna çıktı. Üzerinde özel olarak tasarladığı kartal kanatları vardı. Aşağıdaki kalabalığın uğultusu, rüzgarın ıslığına karışıyordu. Kısa bir dua mırıldandı, lodosun şiddetini yüzünde hissetti ve kendini boşluğa bıraktı.
O an, yerçekiminin kurallarının geçici olarak askıya alındığı, İstanbul semalarında insan eliyle yazılmış bir şiirin ilk mısrasıydı.
Boğaz'ın üzerinde süzülen adam
Hezarfen, kuleden atladıktan hemen sonra hızla aşağıya doğru ivmelendi, ancak hesapladığı gibi lodos rüzgarı kanatlarının altını doldurdu ve onu havaya kaldırdı. O artık ne bir insan ne de bir kuştu; o, kendi hayalinin peşinden giden bir fen adamıydı. Haliç'in o muazzam manzarasını, Topkapı Sarayı'nın altın yaldızlı kubbelerini, Ayasofya'yı ve Süleymaniye'yi bir kuşun gözünden, bulutların hizasından izledi.
Rüzgarın yönlendirmesiyle rotasını Asya yakasına, Üsküdar'a çevirdi. Boğaziçi'nin serin sularının üzerinden süzülürken, alttan geçen gemilerdeki denizciler gökyüzündeki bu devasa kuş-adamı gördüklerinde şaşkınlıktan donakalmış olmalılar. Evliya Çelebi'nin anlattığına göre, Hezarfen, Galata'dan havalanıp Boğaz'ı aşarak Üsküdar'daki Doğancılar Meydanı'na başarılı bir şekilde inmeyi başardı. Bu, yaklaşık 3358 metrelik inanılmaz bir mesafeydi. Dünyada bir kıtadan diğerine uçarak geçen ilk insan unvanı, işte o an o meydanda Hezarfen'in omuzlarına kondu.
Zaferin bedeli: Altın kese ve sürgün
Doğancılar Meydanı'na indiğinde onu bekleyenler arasında sadece hayret içindeki halk değil, padişahın elçileri de vardı. Başarısı tüm İstanbul'da kulaktan kulağa yayılırken, Dördüncü Murad bu eşsiz yeteneği ödüllendirmek istedi. Onu huzuruna çağırdı ve başarısından dolayı kendisine bir kese altın ihsan etti.
Ancak Dördüncü Murad, dönemin en sert ve disiplinli padişahlarından biriydi. Devletin otoritesini sağlamlaştırmak için her türlü tehlikeyi (ve tehlike potansiyeli taşıyan kişiyi) gözlem altında tutuyordu. Hezarfen'in bu akıl almaz başarısı, padişahın zihninde bir şüphe tohumu ekti. Evliya Çelebi'nin satırlarına göre Sultan Murad, Hezarfen için şöyle düşünmüştü: "Bu adam pek havf edilecek (korkulacak) bir ademdir. Her ne murad ederse elinden gelir. Böyle kimselerin bekası caiz değil."
Yani, gökyüzüne hükmeden bu adamın yarın bir gün devlete karşı bir tehlike oluşturabileceği endişesi, ödülün hemen ardından gelen sürgün kararını doğurdu. Hezarfen Ahmed Çelebi, hayallerini gerçekleştirdiği ve kanatlandığı o güzel şehirden, İstanbul'dan koparılarak Cezayir'e sürgüne gönderildi.
Cezayir'in sıcak kumlarında biten bir ömür
Galata'dan Üsküdar'a uçan adamın hikayesi, maalesef Cezayir'in sıcak ve tozlu topraklarında son buldu. Sürgünde ne kadar yaşadı, bir daha uçmayı denedi mi, kanatlarına ne oldu; bu soruların cevapları tarihin sessizliğine gömüldü. Bilinen tek şey, gökyüzüne sevdalı bu dâhinin, 1640 yılında, otuzlu yaşlarının başındayken Cezayir'de hayata gözlerini yumduğudur.
Efsane mi, gerçek mi? Bilimin gözünden Hezarfen

Günümüzde pek çok tarihçi ve havacılık uzmanı, Hezarfen Ahmed Çelebi'nin uçuşunu bilimsel bir perspektifle tartışmaktadır. Sadece Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde (1. Cilt) geçmesi ve dönemin diğer Osmanlı veya Batılı kaynaklarında yer almaması, bu olayın bir efsane olabileceği yönündeki şüpheleri artırır.
Ancak aerodinamik uzmanları, Galata Kulesi'nin yüksekliği (deniz seviyesinden yaklaşık 100 metre), Üsküdar Doğancılar Meydanı ile arasındaki kot farkı ve güçlü bir lodos rüzgarı (kaldırma kuvveti) bir araya geldiğinde, planör benzeri ilkel bir kanat yapısıyla bu uçuşun -aerodinamik olarak- "imkansız olmadığını" belirtmektedirler. Özellikle "deltakanat" (hang gliding) prensibiyle düşünüldüğünde, Hezarfen'in yaptığı şey süzülerek uçmaktı.
İster kulaktan kulağa abartılmış bir efsane, isterse havacılık tarihinin en büyük gerçeklerinden biri olsun; Hezarfen Ahmed Çelebi'nin hikayesi, insan aklının ve cesaretinin sınır tanımadığının en güzel kanıtıdır.
O, Boğaz'ın suları üzerinde süzülürken sadece İstanbul'u izlemedi; kendinden yüzyıllar sonra gökyüzünü fethedecek olan pilotlara, mühendislere ve hayalperestlere de bir selam gönderdi. Bugün Galata Kulesi'ne baktığımızda, o taş duvarların ardında hala lodosu bekleyen, kanatlarını gökyüzüne açmaya hazır o cesur adamın ruhunu hissederiz.
Kaynakça
-
Evliya Çelebi. Seyahatname, cilt 1, hazırlayan: Seyit Ali Kahraman ve Yücel Dağlı, Yapı Kredi Yayınları, 2006, sayfa 318.
-
Yavuz, Erdal. "Hezarfen Ahmed Çelebi", Tdv İslâm Ansiklopedisi, cilt 17, 1998, sayfa 297. [Erişim adresi: https://islamansiklopedisi.org.tr/hezarfen-ahmed-celebi]
-
Kaçar, Mustafa. "Osmanlı havacılık tarihi ve Hezarfen Ahmed Çelebi", Osmanlı Bilimi Araştırmaları, cilt 1, sayı 1, 1995, sayfa 15-25.
-
Yalçın, Osman. Türk havacılık tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2013, sayfa 22-26.