Çook Tatlı Hayat | HAYAT'tan haberiniz olsun.

Rey sokaklarından bağdat şifahanelerine: Bilimin sönmeyen meşalesi ebubekir er-razi'nin destansı yaşam hikayesi

Ud tellerinden deney tüplerine uzanan destansı bir yolculuk! Rey sokaklarından Bağdat şifahanelerine geçerek tıp ve kimya tarihine adını altın harflerle yazdıran büyük alim Ebubekir er-Razi'nin karanlığı aydınlatan hayat hikayesi, bilimden notlar arayanları bekliyor.
Rey sokaklarından bağdat şifahanelerine: Bilimin sönmeyen meşalesi ebubekir er-razi'nin destansı yaşam hikayesi

 

Dokuzuncu yüzyılın ortalarında, ipek yolu'nun ticaret ve kültür merkezlerinden biri olan rey şehrinin dar ve gizemli sokaklarına gidelim. Güneş batarken evlerin ahşap avlularından ud tınıları yükselir. Bu notaların sahibi, evrenin uyumunu müzikte arayan genç ve yetenekli bir sanatkâr olan ebubekir muhammed bin zekeriya er-razi'dir. Genç Razi'nin kalbi başlarda sadece müziğin ritmiyle atsa da, zihni çok geçmeden notaların ardındaki daha derin bir sırra, maddelerin ve elementlerin o gizemli dünyasına kayar. Udunu bir kenara bırakıp eline deney tüplerini aldığında, insanlık tarihi için muazzam bir bilim serüveni de başlamış olur.

Gençliğinin en enerjik yıllarını Rey şehrindeki karanlık ve dumanlı laboratuvarında geçirir. Cıva, sülfür ve asit buharları arasında gece gündüz demeden çalışarak modern kimya biliminin temellerini atar. Ancak bu tutkulu deneyler, asit buharlarının gözlerine ciddi zararlar vermesine neden olur. Gözlerindeki bu sızı, onu şifa arayışına iter ve kendi derdine derman ararken tıp dünyasının uçsuz bucaksız okyanusuna yelken açar. Otuzlu yaşlarında başladığı tıp yolculuğunda, sadece eski Yunan metinlerini ezberlemekle kalmaz; hastaların başucunda sabahlara kadar süren titiz klinik gözlemler yapar.

Onun bu yenilikçi ve pratik zekası, kısa sürede sınırları aşarak Abbasi halifesinin kulağına kadar ulaşır. Bağdat'ta inşa edilecek yeni ve devasa bir hastanenin başhekimi olarak seçilir. Hastanenin nereye kurulacağı tartışılırken, Razi zekasını bir kez daha konuşturur. Şehrin dört bir yanına taze et parçaları astırır ve etin en geç çürüdüğü, havanın en temiz olduğu noktayı tespit ederek tıp tarihine geçecek muazzam bir halk sağlığı ve hijyen dersi verir.

Bağdat şifahanelerinin loş koridorlarında, elinde meşalesiyle hastalarının dertlerine derman arayan bu dahi hekim, tıp tarihinin en büyük devrimlerinden birine imza atar. O güne kadar birbirine karıştırılan çiçek ve kızamık hastalıklarının arasındaki o ince çizgiyi dünyada ilk kez o tespit eder. İnsanlığa bıraktığı el-havi adlı devasa tıp ansiklopedisi, yüzyıllar boyunca Avrupa üniversitelerinde başucu kitabı olarak okutulur. Simyacıların karanlık hurafelerini yıkarak kimyayı akılcı bir temele oturtur, sülfürik asit ve saf alkolü damıtarak tıbbın hizmetine sunar.

Hayatının son demlerine gelindiğinde, o çok sevdiği kitapları okumaktan ve kimya buharlarına maruz kalmaktan dolayı gözleri tamamen karanlığa gömülür. Öğrencileri ona katarakt ameliyatı olmasını teklif ettiklerinde, dünyanın tüm acılarını ve güzelliklerini yeterince gördüğünü söyleyerek bu teklifi nazikçe reddettiği rivayet edilir. Dokuz yüz yirmi beş yılında memleketi olan rey şehrinde hayata veda eden bu büyük deha, ardında karanlığı aydınlatan sönmez bir bilim meşalesi bırakmıştır. Onun udla başlayan ve laboratuvarlarda zirveye ulaşan bu eşsiz serüveni, bugün modern bilimin her hücresinde sessizce yaşamaya devam etmektedir.

Kaynakça

  1. Sarton, George. Introduction to the history of science. Williams and Wilkins, 1927, sayfa 609-610. Url: https://archive.org/details/introductiontohi01sart

  2. Nasr, Seyyed hossein. İslam bilimi ve kozmolojisi. İnsan yayınları, 2010, sayfa 152.

  3. Adamson, Peter. Philosophy in the islamic world. Oxford university press, 2016, sayfa 55-58. Url: https://global.oup.com/academic/product/philosophy-in-the-islamic-world-9780199577491

 

Yorumlar
Kalan karakter: