Tarih: 9. yüzyılın ortaları. Yer: Bağdat. Avrupa, Orta Çağ'ın derin uykusunda, feodal beylerin şatolarında ısınmaya çalışırken; Dicle Nehri'nin kıyısındaki Bağdat, dünyanın entelektüel merkezi olarak parlıyordu. Abbasi Halifesi'nin sarayında, misafirleri hayrete düşüren garip şeyler oluyordu. Bahçedeki fıskiyeler, hiçbir insan müdahalesi olmadan suyun şeklini değiştiriyor, kandillerdeki yağ azaldığında "kendi kendine" doluyor ve mekanik flütler, görünmez parmaklar tarafından çalınıyordu. Saraydakiler buna "sihir" diyebilirdi. Ancak perdenin arkasındaki adam, buna "ilm-i hiyal" yani "mekanik ilmi" diyordu. O adam, tarihin gördüğü ilk sistem mühendislerinden, sibernetiğin öncüsü ve Banu Musa (Musa Oğulları) kardeşlerin ortancası olan Ahmet bin Musa idi. Sanayi devriminden tam 1000 yıl önce, otomasyonun ve geri beslemeli kontrol sistemlerinin temellerini atan bu dahi mühendisin, Bağdat sokaklarından bilim tarihinin zirvesine uzanan hikayesine hoş geldiniz.
Halife'nin manevi oğulları: "Musa'nın Çocukları"
Ahmet bin Musa'nın hikayesi, aslında bir yetimlik öyküsüyle başlar. Babaları Musa bin Şakir, bir zamanlar hırsızlık yapmış, sonradan tövbe edip astronomiye yönelmiş ilginç bir figürdü. Ölürken, üç oğlunu (Muhammed, Ahmet ve Hasan) dönemin Halifesi Memun'a emanet etti.
Halife Memun, bilime aşık bir hükümdardı. Bu üç çocuğa sahip çıktı ve onları Bağdat'taki meşhur Beytü'l Hikme'ye (Bilgelik Evi) kaydettirdi. Kardeşler burada Antik Yunan metinlerini çevirdiler, matematik ve astronomi öğrendiler.
Ancak aralarında bir iş bölümü vardı: Büyük ağabey Muhammed astronomi ve siyasette, küçük kardeş Hasan geometride ustalaştı. Ortanca kardeş Ahmet ise bambaşka bir tutkuya sahipti: Çarklar, dişliler, hava basıncı ve suyun gücü. O, mekaniğin dahi çocuğuydu.
Kitab al-Hiyal: Mühendisliğin el kitabı

Ahmet bin Musa ve kardeşleri, çalışmalarını yaklaşık 850 yılında yazdıkları "Kitab al-Hiyal" (Hileli Düzenekler Kitabı / The Book of Ingenious Devices) adlı eserde topladılar. "Hile" kelimesi sizi yanıltmasın; o dönemde bu kelime "mekanik alet, buluş, mühendislik harikası" anlamında kullanılıyordu.
Kitapta tam 100 farklı cihazın çizimi ve çalışma prensibi anlatılıyordu. Bunların çoğu Ahmet bin Musa'nın zekasının ürünüydü. Bu cihazlar sadece oyuncak değildi; hidrostatik, aerostatik ve akışkanlar mekaniği prensiplerinin pratiğe dökülmüş haliydi.
İlk "otomatik kontrol" sistemleri
Ahmet bin Musa'yı tarihe geçiren asıl olay, bugün "otomasyon" dediğimiz kavramı, yani bir sistemin insan müdahalesi olmadan kendi kendini yönetmesini sağlayan mekanizmaları tasarlamasıydı.
1. Kendi Kendini Besleyen Kandil:
O dönemde kandillerin en büyük sorunu, yağ bittikçe ışığın sönmesi ve fitilin yanmasıydı. Sürekli birinin yağ eklemesi gerekiyordu. Ahmet bin Musa, öyle bir kandil tasarladı ki; fitildeki yağ seviyesi azaldığında, hava basıncı dengesi bozuluyor ve gizli bir hazneden otomatik olarak yağ akışı başlıyordu. Yağ istenilen seviyeye gelince akış duruyordu.
Bu, modern mühendislikte "On-Off Kontrol" veya "Geri Besleme" (Feedback) olarak bilinen prensibin atasıydı. Bugün evlerimizdeki rezervuarlarda (sifon) kullanılan şamandıra sisteminin ilkel ama dâhice bir versiyonuydu.
2. Şekil Değiştiren Fıskiyeler:
Ahmet bin Musa, suyun akışını estetik bir şova dönüştürmeyi başardı. Tasarladığı fıskiyeler, belirli zaman aralıklarıyla suyun püskürtme şeklini değiştiriyordu. Bazen bir "zambak" gibi açılıyor, bazen bir "kalkan" gibi dümdüz akıyordu.
Bunu yapmak için rüzgar gücünü veya su basıncını kullanan, "çift yönlü valfler" ve "zamanlayıcılar" tasarlamıştı. Modern programlanabilir makinelerin (krank mili teknolojisinin) ilk adımları bu havuzlarda atıldı.
3. Mekanik Müzik Kutusu:
Avrupa henüz mekanik saatleri bile tam keşfedememişken, Ahmet bin Musa su gücüyle çalışan, silindirli bir müzik aleti tasarladı. Dönen bir silindirin üzerindeki çıkıntılar (pimler), kaldıraçlara dokunarak flütlerin deliklerini açıp kapatıyordu. Bu, tarihteki ilk "programlanabilir makine" örneklerinden biriydi. Silindiri değiştirerek, çalınan melodiyi değiştirebiliyordunuz.
Sihirli sürahiler ve "hakem" bardaklar
Ahmet bin Musa, bilimi eğlenceye dönüştürmeyi de severdi. Saray partileri için tasarladığı "sihirli sürahiler" çok meşhurdu.
Bu sürahilerin içine aynı anda hem şarap hem su hem de şerbet konulabiliyordu. Ancak sürahiyi eğdiğinizde, dökülecek sıvıyı siz (veya sürahiyi tutan kişi gizlice) seçebiliyordunuz. İçindeki karmaşık boru sistemleri ve hava delikleri sayesinde, hangi deliği parmağınızla kapattığınıza bağlı olarak farklı bir sıvı akıyordu.
Bir diğer icadı ise "Adalet Kupası" (veya Tantalus Kupası varyasyonu) idi. Kupa belli bir seviyeye kadar doldurulduğunda sorun yoktu. Ancak açgözlülük yapıp "biraz daha doldurayım" derseniz, sifon mekanizması devreye giriyor ve bardağın içindeki tüm sıvı alttan boşalıyordu. Ahmet bin Musa, bu tasarımla hem fizik dersi veriyor hem de "açgözlülüğün sonu kayıptır" mesajını işliyordu.
Gaz maskesinden 1000 yıl önce
Ahmet bin Musa'nın dehası sadece saray eğlenceleriyle sınırlı değildi. İşçilerin güvenliğini de düşünüyordu.
Kuyularda veya madenlerde çalışan işçilerin zehirli gazlardan öldüğünü gören Ahmet, körüklü bir havalandırma sistemi tasarladı. Ayrıca, kirli havada nefes alabilmek için bir tür "gaz maskesi" prototipi geliştirdiği de bazı kaynaklarda belirtilir. Bu, onun sadece teorik bir bilim insanı değil, sahada sorun çözen bir mühendis olduğunu gösterir.
Mirası: Al-Jazari'ye uzanan el
Ahmet bin Musa ve kardeşleri, 9. yüzyılda Bağdat'ta yaktıkları bu ateşle, kendilerinden sonra gelecek olan mühendislere yolu açtılar. Özellikle 12. yüzyılda Artuklu Sarayı'nda yaşayan ünlü mühendis El-Cezeri (Al-Jazari), "Kitab al-Hiyal"i başucu kitabı yapmış ve Banu Musa kardeşlerin tasarımlarını geliştirerek robotik biliminin zirvesine ulaşmıştır.
Batı dünyası ise bu eserlerle çok daha sonra, Haçlı Seferleri ve Endülüs üzerinden yapılan çeviriler sayesinde tanıştı. Bugün "sibernetik" veya "otomasyon" denince akla modern fabrikalar gelse de, bu teknolojinin DNA'sında, 1100 yıl önce Bağdat'ta kandil yağıyla uğraşan Ahmet bin Musa'nın parmak izleri vardır.
Sonuç: Valflerin efendisi
Ahmet bin Musa, mekanik parçaların sadece kaba kuvvet aktarımı için değil, "karar verme" süreçleri için de kullanılabileceğini keşfeden ilk insanlardan biriydi. Bir şamandıranın su seviyesini "hissetmesi" ve vanayı kapatmaya "karar vermesi", yapay zekanın en ilkel, en mekanik halidir.
Dicle kıyısındaki atölyesinde, yağ lambaları ve su kaplarıyla uğraşırken, aslında geleceğin dünyasını inşa ettiğini belki de bilmiyordu. Ancak bugün musluğu her açtığımızda veya otomatik bir sistem devreye girdiğinde, o Bağdatlı dahiye bir teşekkür borçluyuz.
Kaynakça
Kitaplar:
-
Hill, Donald R. The Book of Ingenious Devices (Kitāb al-Ḥiyal) by the Banū (sons of) Mūsā bin Shākir. D. Reidel Publishing Company, 1979. (Eserin en kapsamlı İngilizce çevirisi ve mühendislik analizleri - Sayfa 44-85).
-
Sezgin, Fuat. İslam'da Bilim ve Teknik. Cilt 3 ve 5. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Yayınları, 2008. (Banu Musa kardeşlerin İslam bilim tarihindeki yeri ve aletlerin rekonstrüksiyonları).
-
Bir, Atilla. Kitab al-Hiyal. İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA), 1990. (Türkçe çeviri ve inceleme).
Makaleler ve Ansiklopediler:
-
TDV İslâm Ansiklopedisi: "Benî Mûsâ". Cilt 5, Sayfa 450-452. Erişim Bağlantısı
-
Koetsier, Teun. "On the prehistory of programmable machines: musical automata, looms, calculators". Mechanism and Machine Theory, 2001. (Müzik kutusu ve programlanabilir makineler üzerine analiz).
-
Rashed, Roshdi. "The Banu Musa and the Science of Mechanics". Encyclopedia of the History of Arabic Science, Routledge, 1996.
Web Kaynakları:
-
Muslim Heritage: The Banu Musa Brothers and their Book of Ingenious Devices. Erişim Bağlantısı
-
1001 Inventions: Banu Musa and the Science of Tricks.