Devasa bir kütüphanede olduğunuzu hayal edin. Raflarda insanlık tarihinin bütün bilgileri; fizik formülleri, hukuk kuralları, tarih kitapları, felsefe tartışmaları dizili. Bir ömür harcayıp hepsini okusanız, hatta ezberleseniz bile, bu kütüphanenin "gizli bir odası" olduğunu ve asıl hakikatin orada saklandığını söyleseler ne yapardınız? İşte İslam düşünce tarihinin en büyüleyici, en tartışmalı ve en merak edilen kavramlarından biri olan "İlm-i Ledün", o gizli odanın anahtarıdır. Okula gitmeden öğrenilen, mürekkeple yazılmayan, öğretmeni bizzat "Yaratıcı" olan bir bilgi türünden bahsediyoruz. Gelin, mantığın sınırlarını zorlayan, Hz. Musa’yı bile şaşkına çeviren ve tasavvufun kalbinde atan bu gizemli bilginin hikayesine, tarihin tozlu sayfaları ve Kur’an’ın hikayeleri eşliğinde bir yolculuk yapalım.
İki Denizin Birleştiği Yerdeki Sır
Hikayemiz, aslında bir "meydan okuma" ile başlar. Peygamberler, insanlığın en bilgili, en bilge kişileridir, değil mi? Hz. Musa da kavmine hitap ederken, dönemin en bilgili insanı olduğunu düşünüyordu. Ancak İlahi irade, ona bilginin sınırının olmadığını, "kitabi" bilginin ötesinde bir de "dikey" bilgi olduğunu göstermek istedi.
Hz. Musa’ya, "İki denizin birleştiği yere git" dendi. Orada biriyle karşılaşacaktı. Bu kişi, İslam geleneğinde Hızır (a.s.) olarak bilinen o gizemli kuldu.
Kur’an-ı Kerim’in Kehf Suresi’nde (65. ayet) bu karşılaşma ve Hızır’ın sahip olduğu bilgi şöyle tanımlanır:
"Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik."
İşte "İlm-i Ledün" terimi, Arapça'daki bu ayetten; "Min ledunnâ ilmen" (Katımızdan bir ilim) ifadesinden doğmuştur. "Ledün", kelime anlamı olarak "Kat, huzur, yan" demektir. Yani aracı, kitap, hoca olmadan; doğrudan "O'nun katından" gelen saf bilgi.
Mantığın İflas Ettiği An: Gemi, Çocuk ve Duvar
İlm-i Ledün’ün ne olduğunu anlamak için, Hızır ile Musa’nın o meşhur yolculuğuna bakmak gerekir. Çünkü bu yolculuk, "Zahirî İlim" (Görünen, kurallı bilgi) ile "Batınî İlim" (İç yüzü bilen, gizli bilgi) arasındaki çatışmanın en net fotoğrafıdır.
Yolculuk sırasında Hızır (a.s.), görünüşte "korkunç ve mantıksız" üç şey yapar:
-
Bindikleri, fakir insanlara ait bir gemiyi deler.
-
Masum görünen bir erkek çocuğunu öldürür.
-
Kendilerine yemek bile vermeyen, kötü davranan bir köyde yıkılmak üzere olan bir duvarı, hiçbir ücret almadan onarır.
Hz. Musa, elindeki şeriat (hukuk) ve mantık ilmiyle bunlara isyan eder. "Sen ne yapıyorsun? Gemiyi batıracaksın! Masum bir cana kıydın! Bize kötü davrananlara iyilik yaptın!" der.
Oysa İlm-i Ledün penceresinden bakan Hızır için perde arkası başkadır:
-
Gemiyi delmiştir, çünkü ileride gemilere el koyan zalim bir kral vardır; gemi hasarlı görününce kral onu almayacak, fakirler kurtulacaktır.
-
Çocuğun ölümü trajik görünse de, o çocuk büyüdüğünde zalim biri olup mümin anne-babasını yoldan çıkaracaktır.
-
Duvarı onarmıştır, çünkü o duvarın altında yetim çocuklara ait bir hazine saklıdır; duvar şimdi yıkılırsa hazineyi başkaları çalacaktır.
İşte İlm-i Ledün budur: Olayların sadece dış yüzünü değil, "sonucunu ve içyüzünü" (Te'vil) bilme sanatıdır. Bizim "şer" gördüğümüzde "hayır", "hayır" gördüğümüzde "şer" olabileceğini gören bir röntgen cihazı gibidir.
Okulsuz, Diplomasız Profesörlük: "Vehbî" mi, "Kesbî" mi?
Tarih boyunca İmam Gazali’den İbnü’l-Arabî’ye, Mevlana’dan Yunus Emre’ye kadar pek çok düşünür bu konuya kafa yormuştur. Onlara göre bilgi ikiye ayrılır:
-
İlm-i Kesbî (Kazanılmış Bilgi): Okuyarak, çalışarak, deney yaparak, üniversiteye giderek kazanılan bilgidir. Tıpkı bir kuyudan kova ile su çekmek gibi. Emek ister, zaman ister.
-
İlm-i Vehbî (Verilmiş Bilgi - Ledün): Allah tarafından kalbe bir anda "ilham" yoluyla indirilen bilgidir. Bu, kuyudan su çekmek değil; kuyunun dibinden suyun bizzat kaynamasıdır.
Gazali, İhyau Ulumi'd-Din adlı dev eserinde bunu şöyle anlatır: Kalp temiz bir ayna gibidir. Günahlar, hırslar ve dünya telaşı bu aynayı kirletir. Eğer insan riyazetle (nefsi terbiye ederek) o aynayı parlatırsa, "Levh-i Mahfuz"daki (Kader Levhası) sırlar o aynaya yansımaya başlar. İşte Ledün ilmi, bu yansımadır.
Tehlikeli Sular: Her Sakallıyı Hızır Sanmak
İlm-i Ledün, tarih boyunca en çok suistimal edilen konulardan biri de olmuştur. "Bana ilham geldi, kalbime doğdu" diyerek, akla, mantığa ve dinin temel kurallarına (Şeriat) aykırı işler yapanlar her dönem çıkmıştır.
Burada, tasavvuf büyüklerinin koyduğu kırmızı bir çizgi vardır: "Şeriata aykırı hakikat olmaz."
Yani, bir kişi "Bana Ledün ilmi verildi, artık namaz kılmama gerek yok" veya "İçki bana helal kılındı" diyorsa, bu Ledün ilmi değil, düpedüz sapkınlıktır.
Gerçek İlm-i Ledün sahipleri (Arifler), ağacın köküne (kurallara) sımsıkı bağlıdır ama dalları gökyüzünün derinliklerine uzanır. Onlar, herkesin "ceviz" dediği şeyin sadece kabuğunu değil, içindeki yağı da görenlerdir. Kabuğu inkar etmezler, ama kabukta takılıp kalmazlar.
Modern Dünyada İlm-i Ledün'ün Yankısı

Bugün yapay zekanın, algoritmaların ve veri madenciliğinin çağında yaşıyoruz. Her şeyi "data" ile açıklamaya çalışıyoruz. Ancak İlm-i Ledün kavramı, bize insan olmanın sadece "veri işlemek" olmadığını hatırlatıyor.
Bazen bir anne, kilometrelerce ötedeki çocuğunun başına bir şey geldiğini "hisseder". Bazen bir bilim insanı, yıllarca çözemediği bir formülü rüyasında veya bir yürüyüş sırasında aniden zihninde "belirmiş" olarak bulur (Nikola Tesla ve Einstein’ın bu tür deneyimleri meşhurdur). Modern psikoloji buna "Sezgi" veya "İçgörü" der, tasavvuf ise "Kalbe gelen bir pırıltı".
İlm-i Ledün, belki de Hızır gibi zamanda yolculuk yapmak değildir bizim için. Ama olaylara bakarken "Acaba bunun arkasında ne var?" diyebilme ferasetidir. Bir musibet geldiğinde "Bunda da bir hayır vardır" diyebilme bilgeliğidir.
Sonuç: Gönül Kulağını Açmak
İlm-i Ledün, kitaplardan satır satır okuyup "öğrenebileceğimiz" bir ders değildir; o "olunacak" bir haldir. Kaynağı İlahi, mahiyeti sır, insan ruhundaki yankısı ise "huzur" ve "teslimiyet"tir.
Mevlana’nın dediği gibi: "İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir."
Belki de yapmamız gereken, sadece gözümüzdeki parmakları çekmek ve kalbin o sessiz frekansını dinlemeye başlamaktır. Kim bilir, belki o zaman gemideki deliğin aslında bir kurtuluş olduğunu biz de görebiliriz.
Kaynakça
Kitaplar ve Klasik Eserler:
-
Kur'an-ı Kerim Meali, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları. (Kehf Suresi, 60-82. Ayetler).
-
İmam Gazali. İhyau Ulumi'd-Din. (Kalp Acaibleri Bölümü). (Bedir Yayınları).
-
İbnü'l-Arabî. Fusûsu'l-Hikem. (Musa Kelimesindeki Hikmet bölümü). (Kabalcı Yayıncılık).
-
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır. Hak Dini Kur'an Dili. (Kehf Suresi Tefsiri).
Makaleler ve Ansiklopediler:
-
TDV İslâm Ansiklopedisi: İlm-i Ledün Maddesi. (Cilt 22, Sayfa 139-140). Yazar: Süleyman Uludağ.
-
Cebecioğlu, Ethem. Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü. "Ledün İlmi" maddesi.
-
Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi: Tasavvufta Bilgi Problemi ve Ledün İlmi.
Web Kaynakları:
-
Sorularla İslamiyet: Ledün ilmi nedir, kimlere verilir? Erişim Linki