Tarih, 10. yüzyılın ortaları... Kuzey Afrika’nın kavurucu güneşi altında, bugünkü Tunus sınırları içinde yer alan Kayrevan şehri, sadece kum fırtınalarıyla değil, bilimin ve hikmetin rüzgarlarıyla da yıkanıyordu. Orta Çağ Avrupası karanlık, batıl inançlar ve salgın hastalıklarla boğuşurken, İslam coğrafyasının bu parlak yıldızı, tıp tarihinin en büyük dâhilerinden birine ev sahipliği yapıyordu: Ahmed bin İbrahim İbnü'l-Cessâr. Çoğu tarih kitabında İbn-i Sina veya Râzî kadar büyük puntolarla yazılmasa da, İbn Cessâr; cüzzamlıların dışlandığı, "lanetli" ilan edildiği bir çağda, bu hastalığı mikroskobik bir titizlikle inceleyen, modern tıbbın temellerine harç taşıyan sessiz bir kahramandı. Gelin, Kayrevan’ın dar sokaklarından Salerno Tıp Okulu’nun amfilerine uzanan bu muazzam bilim yolculuğuna çıkalım.
Kayrevan’da Bir Tıp Hanedanı
İbn Cessâr, tesadüfen hekim olmamıştı. O, amcası ve babası da hekim olan köklü bir aileden geliyordu. Ancak onu diğerlerinden ayıran şey, sarayların ihtişamına kapılmamasıydı. Dönemin Fatımi halifeleri ve soyluları ona altınlar yağdırmak, saray başhekimi yapmak istediler. O ise bu teklifleri elinin tersiyle itti.
Neden mi? Çünkü onun vizyonu, sadece zenginleri iyileştirmek değil, tıbbı halka indirmekti. Evinin kapısı fakirlere sonuna kadar açıktı. İlaçlarını bizzat kendisi hazırlar, yoksul hastalarından ücret almazdı. O, "halkın hekimi" olmayı seçmişti.
"Yolcu Azığı": Tıbbın Cep Rehberi
İbn Cessâr’ın tıp dünyasına attığı en büyük imza, şüphesiz "Zâdü'l-Müsâfir ve Kûtu'l-Hâzır" (Yolcunun Azığı ve Yerleşiğin Gıdası) adlı eseridir.
Bu kitap, o dönem için devrim niteliğindeydi. İbn Cessâr, doktor bulmanın imkânsız olduğu uzun yolculuklara çıkan tüccarların, hacıların ve seyyahların kendi kendilerini tedavi edebilmeleri için bu kitabı yazmıştı. Baş ağrısından saç dökülmesine, mide fesadından deri hastalıklarına kadar her şey, herkesin anlayabileceği bir dille anlatılmıştı.
Bu eser sadece bir el kitabı değil, aynı zamanda patolojinin (hastalık bilimi) sistematik bir dökümüydü. Kitap, baş bölgesinden başlayıp ayaklara kadar inen bir sıralamayla tüm hastalıkları, sebeplerini ve tedavi yöntemlerini içeriyordu.
Korkulan Canavar: Cüzzam (Fil Hastalığı ve Lepra)
O dönemde "Cüzzam" (Lepra), ölümden daha beter bir kaderdi. Hastalar toplumdan tecrit edilir, çürümeye terk edilirdi. İbn Cessâr ise korkmak yerine neşterini ve kalemini bu hastalığın üzerine çevirdi.
Zâdü'l-Müsâfir adlı eserinde cüzzamı ve fil hastalığını (Elephantiasis) detaylı bir şekilde ayırdı. Cüzzamın sebebini, o dönemin hıltlar teorisine (vücut sıvıları dengesi) dayandırsa da, yaptığı klinik gözlemler şaşırtıcı derecede isabetliydi.
-
Hastalığın derideki ilk belirtilerini,
-
Yüzde oluşturduğu "aslan yüzü" (leontiasis) görünümünü,
-
Ses kısıklığı ve nefes darlığı gibi ileri evre semptomlarını tek tek kaydetti.
Avrupa'da cüzzamlılar "şeytanın işareti" olarak görülüp yakılırken veya adlara sürülürken, İbn Cessâr rasyonel tedavi yöntemleri, özel diyetler ve banyolar öneriyordu. Onun için bu bir lanet değil, tedavi edilmesi gereken biyolojik bir süreçti.
Çocukların ve Yaşlıların Koruyucusu
İbn Cessâr’ın dehası sadece bulaşıcı hastalıklarda parlamadı. O, tıp tarihinde Pediatri (Çocuk Sağlığı) alanında müstakil eser veren ilk hekimlerden biriydi. "Siyâsetü’s-sibyân ve tedbîruhum" (Çocukların İdaresi ve Tedbiri) adlı eseri, bebek bakımından çocuk hastalıklarına kadar annelere ve hekimlere rehberlik ediyordu.
Aynı hassasiyeti yaşlılar için de gösterdi. "Kitâbü Tibbi’l-Meşâyih" (Yaşlıların Tıbbı) eseriyle Geriatri biliminin öncüsü oldu. Yaşlılıkta ortaya çıkan uyku bozuklukları, sindirim sorunları ve eklem ağrıları için, bünyeyi yormayan nazik tedaviler geliştirdi. O, insanın her evresine saygı duyan bir hümanistti.
Büyük Hırsızlık: Constantinus Africanus ve "Viaticum"
İbn Cessâr’ın kaderi, ölümünden sonra ilginç bir hal aldı. Kitapları, Akdeniz’i aşarak İtalya’ya, ünlü Salerno Tıp Okulu’na ulaştı. Burada, Afrikalı Konstantin (Constantinus Africanus) adında bir mütercim (veya bazılarına göre bir bilim hırsızı), İbn Cessâr’ın Zâdü'l-Müsâfir’ini Latinceye çevirdi.
Ancak küçük bir sorun vardı: Konstantin, kitabın yazarının adını sildi ve eseri "Viaticum" adıyla, sanki kendi eseriymiş gibi veya anonim bir Grek metniymiş gibi Avrupa’ya sundu.
Yüzyıllar boyunca Avrupalı hekimler, bu kitaptan şifa dağıttılar, üniversitelerde ders kitabı olarak okuttular; ancak gerçek yazarın Kayrevanlı o mütevazı hekim olduğunu çok geç öğrendiler. Neyse ki tarih, geç de olsa adaleti sağladı ve İbn Cessâr’ın ismi, eserin asıl sahibi olarak tıp literatürüne altın harflerle kazındı.
Sonuç: Sınır Tanımayan Bir Miras
İbn Cessâr, yaklaşık 80 yıllık ömrünü (ö. 980 veya 1009) Kayrevan’da tamamladığında, geride sadece kitaplar değil, bir metodoloji bıraktı. O, tıbbın sadece saraylarda değil, sokakta, yolculukta, beşikte ve yaşlı yatağında da var olması gerektiğini savundu.
Bugün modern tıbbın bulaşıcı hastalıklarla mücadelesine, çocuk ve yaşlı bakımına verdiği önemde, İbn Cessâr’ın bin yıl önce yaktığı o ışığın huzmeleri vardır. Vebanın ve cüzzamın gölgesinde, aklın ve merhametin meşalesini taşıyan bu büyük hekim, medeniyetimizin ortak hafızasında yaşamaya devam ediyor.
Kaynakça
Kitap ve Ansiklopediler:
-
TDV İslâm Ansiklopedisi: İBNÜ’l-CESSÂR - Hayatı ve Eserleri - (Cilt 20, Sayfa 528-530).
-
Sezgin, Fuat. İslam'da Bilim ve Teknik. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Yayınları, 2008. (Cilt 4: Tıp).
-
Bosworth, C. E. The Encyclopaedia of Islam. Brill, 1986. (Vol. 3, "Ibn al-Jazzar").
Makaleler ve Akademik Yayınlar:
-
Dugat, Gustave. Études sur le Traité de Médecine d'Abou Djafar Ahmad. (Fransızca kaynak, İbn Cessâr'ın eserlerinin Avrupa'daki etkisini inceler).
-
Hamarneh, Sami. "Ibn al-Jazzar on Medicine and Its Practice." Medical History, 1974.
Web Kaynakları:
-
Muslim Heritage: Ibn al-Jazzar and the Viaticum.
-
NIH (National Library of Medicine): Islamic Culture and the Medical Arts: The Art of Healing.