Orta Avrupa'nın kalbinde dalgalanan Avusturya bayrağı, sıradan bir kumaş parçası değildir. Akka surlarındaki kanlı bir şövalye tuniğinden doğup, yıkılan imparatorluklara ve karanlık diktatörlüklerden kurtuluşa uzanan muazzam bir direniş öyküsüdür. Kırmızı ve beyazın bin yıllık serüvenine adım atın.
Orta Avrupa’nın kalbinde, Alp dağlarının serin rüzgarlarıyla dalgalanan, sadeliğiyle göz dolduran ancak ardında bin yıllık bir savaş, diplomasi ve yıkım tarihi barındıran bir sancak durur. Kırmızı, beyaz ve tekrar kırmızı olmak üzere üç yatay şeritten oluşan Avusturya bayrağı, Danimarka sancağı ile birlikte dünyanın en eski ulusal bayraklarından biri olarak kabul edilir. Bugün Viyana’nın zarif sokaklarında, Hofburg sarayının görkemli çatılarında ya da Tuna nehrinin sakin sularında süzülen teknelerin direklerinde barışın ve modern bir cumhuriyetin sembolü olarak dalgalanan bu kumaş parçası, doğuşunu altın yaldızlı salonlara değil, kan, ter ve çelik seslerinin birbirine karıştığı acımasız bir savaş meydanına borçludur.
Hikayenin köklerine inmek için zamanın çarklarını bin yüz doksan bir yılına, üçüncü haçlı seferi'nin en çetin günlerine, Kutsal Topraklar'ın kavurucu güneşi altındaki Akka kalesi surlarına çevirmek gerekir. Hristiyan orduları, Selahaddin Eyyubi’nin kuvvetleriyle amansız bir mücadele içindedir. İngiltere kralı Aslan Yürekli Richard ve Fransa kralı İkinci Philip gibi dönemin en kudretli hükümdarlarının yanında, Avusturya dükü Beşinci Leopold da ordusuyla birlikte kuşatmanın en ön saflarında yer almaktadır.
Akka surları önündeki çarpışmalar günlerce, haftalarca sürer. Kılıç sesleri, ok vızıltıları ve yaralıların çığlıkları birbirine karışırken, sıcak hava ve toz bulutları savaşçıların nefesini kesmektedir. Dük Leopold, zırhının üzerine giydiği kar beyazı tuniğiyle savaşın tam merkezindedir. Saatler süren göğüs göğüse çarpışmaların ardından dükün bembeyaz tuniği, düşmanlarının ve belki de kendi yaralarından akan kanlarla tamamen kırmızıya boyanır. Savaşın şiddeti nihayet dindiğinde ve Akka kalesi düştüğünde, yorgunluktan bitkin düşen dük Leopold, çadırına çekilip belini sımsıkı saran geniş savaş kemerini çıkarır. İşte o an, tarihin akışını değiştirecek o muazzam görsel ortaya çıkar. Kemerin altında kalan kumaş, kanın ulaşamaması nedeniyle ilk günkü gibi bembeyaz kalmış, tuniğin üstü ve altı ise kurumuş kanın koyu kırmızı rengine bürünmüştür. Kırmızı, beyaz ve kırmızı. Efsaneye göre bu çarpıcı manzara, Kutsal Roma imparatoru Altıncı Henry’nin o kadar dikkatini çeker ki, dük Leopold’a bu renkleri kendi kişisel sancağı ve arması olarak kullanma hakkını bahşeder.
Ancak tarih sayfaları, efsanelerin edebi cazibesinden ziyade parşömenlerdeki mühürlerin kesinliğine güvenir. Bu kanlı efsane halk arasında yüzyıllar boyunca dilden dile dolaşsa da, kırmızı-beyaz-kırmızı şeritlerin resmi bir devlet sembolü olarak tarih sahnesine çıkışı on üçüncü yüzyıla, Babenberg hanedanı dönemine rastlar. Kavgalı Frederick olarak da bilinen dük İkinci Frederick, bin iki yüz otuz yılında Kutsal Roma imparatorluğu'ndan daha bağımsız bir yapı kurmak ve kendi topraklarının kimliğini vurgulamak ister. İmparatorluğun geleneksel siyah ve altın sarısı renklerinden sıyrılmak amacıyla, kırmızı-beyaz-kırmızı şeritleri taşıyan bir kalkanı hanedan arması olarak kabul eder. Bin iki yüz otuz yılına ait balmumu mühürler, at sırtındaki şövalyenin kalkanında bu üç yatay şeridi net bir şekilde gösterir. Böylece, Akka surlarındaki kanlı tunik, Orta Çağ şövalyelerinin kalkanlarında soylu bir sembole dönüşmüş olur.
Babenberg hanedanının erkek varis bırakmadan tarih sahnesinden çekilmesinin ardından, Avrupa'nın kaderini yüzyıllar boyunca ellerinde tutacak olan Habsburg hanedanı Avusturya topraklarında hakimiyeti ele geçirir. Habsburglar, güçlerini pekiştirdikçe kendi hanedan renkleri olan siyah ve sarıyı imparatorluğun ana renkleri olarak dayatırlar. Viyana'daki görkemli balolarda, devasa şatolarda ve orduların sancaklarında siyah-sarı renkler dalgalanmaya başlar. Ancak kırmızı-beyaz-kırmızı, Avusturya dükalığı'nın yerel bir sembolü olarak varlığını inatla sürdürür. İmparatorluk genişledikçe, özellikle denizcilik alanında bu tarihi renklere geri dönülür. On sekizinci yüzyılın sonlarında, imparator İkinci Joseph döneminde, kırmızı-beyaz-kırmızı bayrak, ortasına hanedan arması eklenerek resmi donanma ve ticaret bayrağı olarak kabul edilir. Adriyatik denizinin tuzlu rüzgarları, Trieste limanından kalkan ahşap gemilerin direklerinde asırlık Babenberg renklerini Akdeniz'in dört bir yanına taşır.
Zaman ilerledikçe, imparatorlukların sarsılmaz sanılan temelleri milliyetçilik akımlarıyla çatırdamaya başlar. Bin sekiz yüz altmış yedi yılına gelindiğinde, iç isyanlar ve siyasi krizlerle başa çıkamayan Habsburglar, imparatorluğu ayakta tutabilmek için tarihi bir taviz vererek Avusturya-Macaristan uzlaşması'nı imzalarlar. İkili bir monarşi doğmuştur ve bu yeni siyasi yapı, bayrağa da yansımak zorundadır. Ortaya çıkan yeni ticaret sancağı, iki ulusun zoraki evliliğinin görsel bir özeti gibidir. Bayrağın sol tarafı Avusturya'nın geleneksel kırmızı-beyaz-kırmızısını, sağ tarafı ise Macaristan'ın kırmızı-beyaz-yeşilini taşımaktadır. Her iki tarafın üzerinde kendi krallık armaları yer alır. Bu karmaşık ve estetikten uzak bayrak, aslında çatırdamakta olan bir imparatorluğun, Viyana kafelerindeki entelektüel tartışmaların ve ufukta toplanan kara savaş bulutlarının habercisidir.
Saraybosna'da patlayan iki el silah sesiyle başlayan Birinci Dünya Savaşı, koca imparatorlukların sonunu getirir. Bin dokuz yüz on sekiz yılının dondurucu kasım günlerinde, son imparator Birinci Karl tahttan feragat eder. Yüzyıllardır Avrupa'yı yöneten Habsburg hanedanı çökmüş, devasa imparatorluk parçalanmış ve görkemli Viyana, aniden küçücük, denize kıyısı olmayan, alp dağlarının arasına sıkışmış bir cumhuriyetin başkenti olmuştur. Birinci Avusturya cumhuriyeti kurulduğunda, yeni devletin kimliğini yansıtacak bir sembole ihtiyaç duyulur. Monarşiyi, baskıyı ve kaybedilen savaşı hatırlatan Habsburgların siyah-sarı renkleri derhal reddedilir. Bunun yerine, ülkenin en eski ve köklü tarihine, dük Leopold'un efsanesine ve Babenberglerin mirasına geri dönülür. Kırmızı-beyaz-kırmızı, üzerindeki tüm kraliyet armalarından arındırılarak, halkın ve cumhuriyetin resmi bayrağı olarak gökyüzüne çekilir.
Ancak yirminci yüzyılın karanlık gölgeleri çok geçmeden Avusturya'nın üzerine tekrar çöker. Bin dokuz yüz otuz sekiz yılının mart ayında, Alman orduları sınırları geçerek Avusturya'yı ilhak eder. Tarihe Anschluss olarak geçen bu olayla birlikte Avusturya, bağımsız bir devlet olmaktan çıkarak Nazi Almanyası'nın bir eyaleti olan Ostmark'a dönüştürülür. Viyana sokaklarındaki tüm kırmızı-beyaz-kırmızı bayraklar zorla indirilir, meydanlarda yakılır ve yerlerini karanlık bir ideolojinin sembolü olan gamalı haç bayrakları alır. Yedi yıl boyunca, bir zamanlar Mozart'ın notalarının yankılandığı sokaklarda postalların ve savaşın yıkıcı sesleri hüküm sürer. Tarihi bayrak, sadece tavan aralarında, eski sandıkların dibinde ve insanların özgürlüğe duyduğu umut dolu anılarda gizlice yaşamaya devam eder.
Bin dokuz yüz kırk beş yılının bahar aylarında, müttefik kuvvetlerin ilerleyişiyle birlikte İkinci Dünya Savaşı sona ererken, harabeye dönmüş Viyana'da yeniden umut yeşerir. Avusturya, yedi yıllık esaretin ardından İkinci cumhuriyet'i ilan eder. Henüz moloz yığınları tam olarak temizlenmemişken, kırmızı-beyaz-kırmızı bayrak bir kez daha küllerinden doğarak göndere çekilir. Ancak bu kez, kurulan devletin karakterini daha net vurgulamak için sivil bayrak ile devlet bayrağı arasında küçük ama anlamlı bir fark yaratılır. Devlet dairelerinde dalgalanan bayrağın tam ortasına, Avusturya kartalı yerleştirilir.
Bu kartal, imparatorluk döneminin çift başlı, taçlı kartalından çok farklıdır. Cumhuriyetin değerlerini temsil eden bu yeni kartalın başında soyluluğu değil, burjuvaziyi ve şehirleri temsil eden altından bir duvar tacı bulunur. Sağ pençesinde tarımı ve köylüleri simgeleyen altın bir orak, sol pençesinde ise sanayiyi ve işçileri simgeleyen altın bir çekiç tutar. Toplumun üç ana direğini birleştiren bu güçlü sembolizmin en çarpıcı detayı ise kartalın bacaklarındadır. Kartalın pençelerinden aşağıya doğru sarkan parçalanmış demir zincirler, bin dokuz yüz kırk beş yılında faşizmden ve diktatörlükten kurtuluşu, özgürlüğün asla vazgeçilmeyecek bir bedel olduğunu tüm dünyaya sessizce haykırır.
Bugün Alplerin karlı zirvelerinden Tuna nehrinin bereketli ovalarına, Salzburg'un tarihi meydanlarından Viyana'nın modern caddelerine kadar her yerde dalgalanan Avusturya bayrağı, sadece iki rengin bir araya gelmesinden ibaret değildir. O, Orta Çağ kılıçlarının kanlı çarpışmalarından imparatorlukların çöküşüne, karanlık diktatörlük yıllarından modern bir demokrasinin doğuşuna kadar uzanan muazzam bir tarih kitabının rüzgarda dalgalanan kapağıdır. Kırmızı, dökülen kanı ve vatan sevgisini; beyaz ise savaştan sonra gelen huzuru, saflığı ve Alplerin karlarını fısıldamaya devam etmektedir.
Kaynakça
Diem, Peter. Die symbole Österreichs. Kremayr und Scheriau, 1995, sayfa 45-62.
Vocelka, Karl. Geschichte Österreichs: kultur, gesellschaft, politik. Heyne Verlag, 2002, sayfa 112-118.
Beller, Steven. A concise history of Austria. Cambridge university press, 2006, sayfa 84-90.
Smith, Whitney. Flags through the ages and across the world. McGraw-Hill, 1975, sayfa 205-207.
Avusturya federal parlamentosu resmi web sitesi. Devlet sembolleri ve bayrak tarihi. Erişim adresi: https://www.parlament.gv.at/erleben/staatssymbole/bundeswappen