Gökyüzü ile Yeryüzünün Buluştuğu Oluk: Kâbe’nin Altın Tacı "Mîzâbü’r-Rahme"nin Bilinmeyen Tarihi

Gökyüzü ile Yeryüzünün Buluştuğu Oluk: Kâbe’nin Altın Tacı

26.01.2026 - 08:51:00

Mekke’nin kavurucu sıcağında, gökyüzü nadiren de olsa gri bulutlarla kaplandığında, Mescid-i Haram’da heyecanlı bir bekleyiş başlar. Çöl yağmuru berekettir, ancak Kâbe’nin kuzey duvarının hemen altında bekleyenler için bu yağmur, sıradan bir su damlasından çok daha fazlasını ifade eder. Kâbe’nin çatısında biriken yağmur sularını, Hz. Hacer ve oğlu Hz. İsmail’in yattığına inanılan o kutsal yarım daireye (Hicr-i İsmail) boşaltan, güneş vurduğunda parıltısıyla göz kamaştıran o ihtişamlı oluğu hiç fark ettiniz mi? Halk arasında "Altınoluk" olarak bilinen, literatürdeki adıyla "Mîzâbü’r-Rahme" (Rahmet Oluğu), sadece bir su tahliye borusu değildir. O, Osmanlı sultanlarının Kâbe’ye taktığı bir mücevher ve duaların göğe yükseldiği bir kapıdır. Gelin, ahşaptan saf altına uzanan, İstanbul’dan Mekke’ye taşınan bu kutsal mimari parçanın hikayesine yakından bakalım.

Çatısız Kâbe’den Altın Oluklara

İslam öncesi dönemde, Kâbe’nin bir çatısı yoktu; dört duvardan ibaret, üstü açık bir yapıydı. Haliyle bir yağmur oluğuna da ihtiyacı yoktu. Ancak Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğinden beş yıl önce, Kureyşliler Kâbe’yi sel hasarları nedeniyle tamir edip üzerine bir tavan inşa ettiklerinde, yağan yağmurun tahliyesi için bir çözüm gerekti.

İlk oluk, basit bir ahşap parçasıydı. Belki de o gün kimse, bu basit tahta parçasının yüzyıllar sonra imparatorlukların en büyük sanatçıları tarafından işlenecek bir hazineye dönüşeceğini tahmin edemezdi.

Zamanla Emeviler ve Abbasiler döneminde bu oluk gümüşle kaplandı, süslendi. Ancak Mîzâbü’r-Rahme, asıl "Altın Çağı"nı Osmanlılar ile yaşadı.

Osmanlı’nın Kâbe’ye İmzası: İstanbul’dan Giden Hediye

Osmanlı padişahları için Kâbe’ye hizmet etmek, "Hâdimü'l-Harameyn" (İki Kutsal Şehrin Hizmetkarı) unvanının en büyük gereğiydi.

Tarih 1612’yi gösterdiğinde, Sultan I. Ahmed, Kâbe’nin oluğunu yenilemek istedi. İstanbul’daki kuyumcu atölyelerinde, gümüş üzerine altın kaplama muazzam bir oluk hazırlandı ve dualarla Mekke’ye gönderildi. Ancak bugün Kâbe’nin üzerinde gördüğümüz o meşhur saf altın oluk, bir başka padişahın, Sultan Abdülmecid’in hatırasıdır.

1856 yılında Sultan Abdülmecid, eskiyen oluğu değiştirmek için emsalsiz bir eser yaptırdı. Yaklaşık 2.5 metre uzunluğundaki bu yeni oluk, saf altınla kaplıydı ve üzerinde dönemin en usta hattatlarının işlediği ayetler vardı.

Ön yüzünde, tam suyun döküldüğü ağız kısmında Besmele ve "Ya Allah" yazar. Yan taraflarında ise "Kâbe'nin Rabbi olan Allah'ım! Beni affet, bana merhamet et" duaları ve Sultan’ın ismi kazınmıştır. Bu, Osmanlı’nın sadece gücünü değil, kutsal topraklara duyduğu derin saygıyı gösteren bir mühürdür.

Neden "Rahmet Oluğu"?

Peki, neden bu oluğa "Rahmet Oluğu" deniyor?

Bu isimlendirme, coğrafi ve manevi bir inceliğe dayanır. Oluğu, Kâbe’nin kuzey duvarına (Rükne-i Şami ile Rükne-i Iraki arasına) yerleştirilmiştir. Burası, Hicr-i İsmail adı verilen, yarım daire şeklindeki alana bakar.

Rivayetlere göre bu alan, Hz. İbrahim’in eşi Hz. Hacer ve oğlu Hz. İsmail’in defnedildiği yerdir. Çöl sıcağında kavrulan toprağa inen yağmurun "Rahmet" olarak görülmesi, bu suyun Kâbe’nin çatısından süzülüp peygamberin kucağına (Hicr bölgesine) dökülmesiyle birleşince, oradan akan suyun şifalı ve bereketli olduğuna inanılmıştır.

Tarih boyunca hacılar, yağmur yağdığında Altınoluk’tan akan suyun altına girmek, o suyla ıslanmak için adeta birbirleriyle yarışmışlardır. Çünkü İslam peygamberi Hz. Muhammed’in de Altınoluk’un altına gelip dua ettiği ve "Burada yapılan dua reddedilmez" dediği rivayet edilir.

Çivilerin Sırrı: Ceviz Büyüklüğünde Altınlar

Osmanlı’nın Kâbe’ye gösterdiği özen, sadece büyük parçalarda değil, gözle görülmeyen detaylarda bile gizlidir.

Sultan Abdülmecid dönemindeki yenileme sırasında, oluğun ve tavanın montajında kullanılan çiviler bile özel olarak üretildi. Demir çiviler zamanla paslanıp Kâbe’nin örtüsüne veya ahşabına zarar vermesin diye, gümüş ve altından dövme çiviler kullanıldı.

Eski tarihçilerin notlarına göre, bu çivilerin başları bir ceviz büyüklüğündeydi ve her biri birer sanat eseriydi. Padişahlar, Kâbe’ye "paslı demiri" bile yakıştırmamışlardı.

Bugünün Tanığı

Günümüzde Kâbe’ye gidenler, başlarını kaldırıp o altın parıltıya baktıklarında, aslında 1400 yıllık bir geleneği ve 19. yüzyıl Osmanlı estetiğini görürler.

Mîzâbü’r-Rahme, sadece suyu tahliye eden teknik bir detay değildir. O, gökyüzünün rahmetini (yağmuru), yeryüzünün en kutsal noktasıyla (Kâbe) buluşturan bir köprüdür. Altında edilen dualar, yüzyıllardır o oluktan akan sular gibi hiç kesilmemiştir.

Mekke’de yağmur yağdığında Altınoluk’tan dökülen her damla, tarihin, inancın ve sanatın süzülmüş halidir.


Kaynakça

Ansiklopediler ve Başvuru Eserleri:

  • TDV İslâm Ansiklopedisi: Kâbe Maddesi. (Cilt 24, Sayfa 14-20). Yazar: Salim Öğüt. (Mîzâb'ın tarihçesi ve mimari özellikleri hakkında temel kaynak).

  • Eyüp Sabri Paşa. Mir'ât-ı Mekke. (Osmanlı döneminde Kâbe'ye yapılan hizmetleri ve Altınoluk'un detaylarını anlatan klasik eser).

Kitaplar:

  • Çağatay, Neşet. İslam Tarihi. Türk Tarih Kurumu Yayınları. (Kâbe'nin inşası ve yenilenme süreçleri).

  • Gülensoy, Tuncer. Kutsal Topraklarda Osmanlı İzleri. Timaş Yayınları. (Altınoluk üzerindeki kitabeler ve Osmanlı padişahlarının katkıları).

Web Kaynakları:

  • Kültür ve Turizm Bakanlığı: Topkapı Sarayı Müzesi Kutsal Emanetler Bölümü. (Eski Altınolukların sergilendiği bölüm hakkında bilgi).

  • Haramain Info: History of the Mizab of the Kaaba.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: