Dünyanın Yeni 7 Harikası: Machu picchu'nun kayıp merdivenlerinde zaman yolculuğu

Dünyanın Yeni 7 Harikası: Machu picchu'nun kayıp merdivenlerinde zaman yolculuğu

27.02.2026 - 08:52:00

And dağlarının zümrüt yeşili zirvelerinde, puslu bulutların yeryüzüyle öpüştüğü o incecik sınırda, zamanın akmayı reddettiği gizemli bir yer var. Kutsal vadiyi ortadan ikiye yaran Urubamba nehrinin öfkeli kükremesi yüzlerce metre aşağıda yankılanırken, gökyüzüne asılı kalmış gibi duran sessiz bir taş senfonisi ziyaretçilerini bekler. Burası, devasa granit blokların harç kullanılmadan, sadece sabır ve matematikle birbirine kenetlendiği, tanrılara ulaşmak için inşa edilmiş bir sığınak. Bugün o sokaklarda dolaşırken, rüzgarın taşıdığı eski fısıltılara kulak verirseniz, sadece taşların değil, koca bir imparatorluğun hüzünlü ve görkemli hikayesini duyabilirsiniz. Gelin, takvimleri geriye saralım ve bu büyülü kentin doğuşundan, ormanın derinliklerinde unutuluşuna ve ardından tüm dünyanın gözlerini kamaştırarak uyanışına kadar uzanan o destansı kronolojiye adım atalım.

Bir imparatorun rüyası ve dağın uyanışı

Hikayemiz on beşinci yüzyılın ortalarında, görkemli inka imparatorluğu'nun (kendi dillerindeki adıyla Tawantinsuyu) en parlak döneminde başlar. İmparatorluğun dokuzuncu hükümdarı Pachacuti, sadece büyük bir fatih değil, aynı zamanda vizyoner bir liderdi. Efsanelere göre Pachacuti, başkent Cusco'dan uzakta, kendisi ve soylu ailesi için hem bir kışlık saray, hem dini bir inziva yeri, hem de gücünün aşılmaz bir sembolü olacak bir yer hayal etti. Seçtiği yer ise, iki sarp dağ zirvesi olan Machu picchu (eski dağ) ile Huayna picchu (genç dağ) arasındaki dar bir boyundu.

Bu karar, dönemin mühendislik sınırlarını zorlayan bir delilik gibi görünebilirdi. Zira inkalar tekerleği icat etmemişti, yük hayvanı olarak sadece küçük lamaları vardı ve demir aletleri yoktu. Peki, bu devasa granit şehri nasıl inşa ettiler? Cevap, inka toplumunun kalbinde yatan "mita" adı verilen zorunlu kamu hizmeti sisteminde ve insan kasının inanılmaz gücünde saklıydı. Binlerce işçi, dağın eteklerindeki taş ocaklarından devasa blokları bronz aletler, nehir taşları ve kum kullanarak sabırla yonttu. Taşlar o kadar kusursuz kesilmiş ve birbirine o kadar mükemmel geçirilmişti ki, bugün bile iki taşın arasına bir kağıt parçası sokmak imkansızdır. "Kesme taş" adı verilen bu mimari teknik, aynı zamanda deprem kuşağında yer alan bu kentin sarsıntılar sırasında dans etmesini, taşların yerinden oynasa bile yıkılmadan tekrar eski yerine oturmasını sağlıyordu.

Bulutların altındaki yaşam ve kutsal geometri

Güneş tanrısı İnti'ye tapan inka halkı için Machu picchu sadece bir yerleşim yeri değil, kozmosun yeryüzündeki bir yansımasıydı. Şehre adım attığınızda, doğanın ve mimarinin nasıl iç içe geçtiğini iliklerinize kadar hissedersiniz. Şehir temelde iki büyük bölüme ayrılmıştı: Tarım alanı ve kentsel alan.

Sarp dağ yamaçlarına oyulmuş yedi yüzden fazla tarım terası, uzaktan bakıldığında yeşil dev merdivenleri andırıyordu. Bu teraslar sadece şehri doyurmak için mısır ve patates yetiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda dağın kaymasını engelleyen devasa bir istinat duvarı görevi görüyordu. İnka mühendisleri, şehrin altına öyle karmaşık bir drenaj sistemi kurmuşlardı ki, aylar süren tropikal yağmurlara rağmen şehir asla sular altında kalmıyordu.

Kentsel alan ise soyluların, rahiplerin ve seçilmiş kadınların (aclla) eviydi. Şehrin en yüksek noktasında, güneşin hareketlerini izlemek ve mevsimleri belirlemek için kullanılan "Intihuatana" taşı bulunuyordu. "Güneşi bağlayan taş" anlamına gelen bu granit kütle, kış ekinoksunda rahiplerin güneşi gökyüzüne mecazi olarak bağladığı kutsal törenlere ev sahipliği yapıyordu. Güneş tapınağı'nın kavisli duvarlarından sabahın ilk ışıkları süzüldüğünde veya kondor tapınağı'nın taş kanatları arasında dualar yankılandığında, bu şehir gerçekten de gökyüzüyle yeryüzü arasında bir köprü oluyordu. Dumanı tüten sunaklar, altın süslemelerle parlayan rahipler ve dağ rüzgarına karışan flüt sesleri, bu bulut kentinin günlük rutinini oluşturuyordu.

Görünmez düşman ve sessizliğe gömülüş

Ancak bu ihtişamlı yaşam, bir asırdan bile kısa sürdü. On altıncı yüzyılın başlarında, okyanusun ötesinden gelen ve güneşin altında parlayan zırhlar giyen yabancılar, inka dünyasının sonunu getirecekti. İspanyol fatih Francisco Pizarro ve adamları And dağlarına ulaştığında, yanlarında sadece kılıçlarını değil, çok daha ölümcül bir silahı da getirmişlerdi: Çiçek hastalığı.

İspanyollar henüz başkent Cusco'ya bile ulaşmadan, çiçek hastalığı virüsü inka yolları üzerinden orman yangını gibi yayılmış, imparatoru ve nüfusun büyük bir kısmını kırıp geçirmişti. Hastalığın ardından gelen taht kavgaları ve iç savaş, imparatorluğun omurgasını kırdı. İspanyol istilası başkent çevresini kasıp kavururken, Machu picchu halkı yavaş yavaş ve sessizce kenti terk etmeye başladı. Bazıları ormanın daha derinlerindeki Vilcabamba gibi son direniş kalelerine sığındı, bazıları ise köylerine döndü.

İlginçtir ki, İspanyol fatihler o kadar yakınından geçmelerine rağmen Machu picchu'yu hiçbir zaman bulamadılar. Şehir hiçbir zaman yağmalanmadı, altınları eritilmedi veya tapınaklarının üzerine kiliseler inşa edilmedi. Sadece terk edildi. Zamanla doğa, bu taş şaheseri geri almaya başladı. Kalın sarmaşıklar, devasa ağaç kökleri ve yoğun tropikal orman örtüsü, kentin üzerini yeşil bir battaniye gibi örttü. Pachacuti'nin rüyası, dört yüz yıl sürecek derin bir uykuya daldı.

Dört asırlık sır ve ormanın fısıltısı

Yüzyıllar boyunca Machu picchu, dış dünya için bir masaldan ibaretti. Kayıp bir inka kenti olan efsanevi "Paititi" veya "Vilcabamba" hikayeleri Avrupalı kaşiflerin aklını başından alıyor, ancak kimse bu sarp zirvelere tırmanmaya cesaret edemiyordu. Oysa kent, yerel Quechua halkı için hiçbir zaman tam anlamıyla kaybolmamıştı. Vadide yaşayan çiftçiler bu antik kalıntıların varlığını biliyor, hatta o kusursuz inka teraslarında mısır ve fasulye yetiştirmeye devam ediyorlardı. Onlar için burası, atalarının ruhlarının dolaştığı, saygı duyulması gereken yaşlı bir dağdan ibaretti.

Yale üniversitesi'nden genç bir tarihçi olan Hiram Bingham'ın yolu bu topraklara düşene kadar her şey o sessiz döngü içinde devam etti.

Ormanın aralanan perdesi: Uyanış

Takvimler yirmi dört temmuz bin dokuz yüz on bir gününü gösterdiğinde, hava yağmurlu ve soğuktu. Hiram Bingham, efsanevi son inka başkenti Vilcabamba'yı bulma umuduyla Urubamba vadisinde zorlu bir yolculuğa çıkmıştı. Vadide kamp kurduğu sırada, yerel bir çiftçi olan Melchor Arteaga ile tanıştı. Arteaga, dağın tepesinde büyük kalıntılar olduğunu ve onu bir gümüş sikke karşılığında oraya götürebileceğini söyledi.

Bingham, rehberi ve küçük bir çocuk olan on bir yaşındaki Pablito Alvarez ile birlikte, yoğun bitki örtüsü ve zehirli yılanlarla dolu sarp ve tehlikeli bir tırmanışa başladı. Ter içinde ve bitkin bir halde zirveye ulaştıklarında, Bingham hayatının şokunu yaşayacaktı. Ormanın kalın yeşil perdesini araladığında, karşısında sıradan kalıntılar değil, beyaz granitten yapılmış, muazzam bir işçilikle inşa edilmiş tapınaklar, saraylar ve merdivenler duruyordu. Pablito, atalarının bu devasa taş labirentinde saklambaç oynarken, Bingham elindeki eski fotoğraf makinesiyle bu eşsiz anı ölümsüzleştirmeye çalışıyordu.

Bingham, bulduğu bu yerin aradığı Vilcabamba olduğuna inandı (ki daha sonra yanıldığı anlaşılacaktı), ancak bulduğu şey çok daha büyüleyiciydi. Bin dokuz yüz on üç yılında National geographic dergisinin tüm sayısını bu keşfe ayırmasıyla, Machu picchu'nun sırrı tüm dünyaya duyuruldu. O yeşil battaniye yavaş yavaş kaldırıldı ve uyuyan imparatorluk yeniden güneş ışığıyla buluştu.

Günümüzde yankılanan adımlar ve sonsuz miras

Bugün, o tehlikeli orman patikalarının yerini tren yolları ve modern otobüsler almış durumda. Her gün binlerce gezgin, o antik merdivenleri tırmanarak bulutların dağılışını ve güneşin intihuatana taşına vuruşunu izlemek için kente akın ediyor. Birleşmiş milletler eğitim bilim ve kültür örgütü tarafından dünya mirası listesine alınan ve dünyanın yeni yedi harikasından biri seçilen bu kadim şehir, popülerliğinin bedelini de ağır ödüyor. İnsan adımlarının yarattığı mikro sarsıntılar, erozyon tehlikesi ve iklim değişikliği, bu taş devini yavaş yavaş yıpratıyor.

Yine de, sabahın erken saatlerinde, sis yavaş yavaş Urubamba vadisine doğru çökerken kentin sokaklarında durduğunuzda, modern dünyanın tüm o gürültüsü bir anda silinir. Gözlerinizi kapattığınızda, o kusursuz taşları yontan nasırlı elleri, güneşi selamlayan baş rahibin fısıltılarını ve bir zamanlar bu merdivenlerde koşturan çocukların gülüşlerini duyabilirsiniz.

Machu picchu, sadece bir arkeolojik kalıntı veya turistik bir manzara değildir. O, insanoğlunun doğayla kurabileceği en saygılı ve en muazzam ilişkinin taşa kazınmış halidir. İnka imparatorluğu tarihin tozlu raflarına karışmış olabilir, ancak Pachacuti'nin rüyası, and dağlarının o sisli zirvesinde, bulutların arasında sonsuza dek uyanık kalmaya devam edecektir.

Kaynakça

  • Burger, Richard L. ve Salazar, Lucy C., Machu picchu: unveiling the mystery of the incas, Yale university press, iki bin dört, bölüm iki: the history of machu picchu, sayfa 35 - 52.

  • Bingham, Hiram, Lost city of the incas: the story of machu picchu and its builders, Weidenfeld & Nicolson,1952, sayfa 150 - 175.

  • Reinhard, Johan, Machu picchu: exploring an ancient sacred center, Cotsen institute of archaeology press, iki bin yedi, bölüm dört: sacred landscape and the intihuatana, sayfa 80 - 110.

  • National geographic, Tarihi keşifler arşivi: hiram bingham ve machu picchu, bağlantı: nationalgeographic.com/history/article/machu-picchu-mystery

  • Wright, Kenneth R. ve Valencia Zegarra, Alfredo, Machu picchu: a civil engineering marvel, American society of civil engineers,2000, sayfa 15 - 32.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: