Cihan hâkimi Sultan Süleyman Han, nam-ı diğer Muhteşem Süleyman... Ordularının ayak sesleri Avrupa’nın içlerinde yankılanıyor, donanması Akdeniz’i bir "Türk Gölü"ne çevirmiş, imparatorluk altın çağını yaşıyordu. Ancak bu devasa gücün zirvesindeyken bile Sultan’ın zihnini kemiren, uykularını kaçıran bir soru vardı: "Her şeyin bir sonu olduğu gibi, bu ulu devletin de sonu gelecek mi? Bir gün Osmanlı da çökecek mi?" Sultan, sıradan bir merakın ötesinde, devletin bekasını dert edinen derin bir kaygıyla kalemine sarıldı. Bu soruyu sorabileceği, cevabını hiçbir siyasi kaygı gütmeden verebilecek tek bir kişi vardı: Sütkardeşi, büyük alim ve maneviyat sultanı Beşiktaşlı Yahya Efendi.
Saraydan Beşiktaş’a Uzanan Şifreli Mektup
Sultan Süleyman, mektubunda sorusunu en çıplak haliyle sordu: "Ey benim sütkardeşim Yahya Efendi! Sen ki hem dünyevi hem uhrevi ilimlere vakıf bir zatsın. Bir devlet hangi halde çöker? Zulüm mü, kıtlık mı, yoksa düşman istilası mı bir devleti bitirir? Bu işin alameti nedir?"
Sultan, sayfalarca sürecek bir siyasi analiz veya tarihi bir nutuk bekliyordu. Ancak mektuba gelen cevap, saray koridorlarında şok etkisi yarattı. Yahya Efendi’nin cevabı sadece üç kelimeden ibaretti:
"Neme lazım be sultanım!"
Sultan’ın Hayal Kırıklığı ve Tarihi Yüzleşme
Kanuni, cevabı okuyunca önce öfkelendi, sonra üzüldü. Sütkardeşinin kendisini ciddiye almadığını, böylesine hayati bir soruyu geçiştirdiğini düşündü. Ancak Yahya Efendi gibi bir zatın boş kelam etmeyeceğini de biliyordu. İçindeki huzursuzlukla Beşiktaş’taki dergaha doğru yola çıktı. Sultan, bizzat sütkardeşinin huzuruna varıp sordu:
"Ağabey, biz sana devletin geleceğini sorduk, sen 'Neme lazım' deyip geçtin. Bu ne anlama gelir?"
Yahya Efendi, her zamanki dervişane sakinliğiyle Sultan’ın gözlerinin içine bakarak tarihe geçecek o meşhur izahı yaptı. Bu izah, sadece Osmanlı için değil, tüm insanlık tarihindeki devletlerin çöküş formülüydü.

"Neme Lazım" Denildiği Gün Kıyamet Kopar
Yahya Efendi dedi ki:
"Sultanım! Bir devlette zulüm yayılırsa, haksızlıklar ayyuka çıkarsa ve bunu görenler 'Neme lazım, ben mi kurtaracağım bu dünyayı?' deyip susarsa; koyunu kurt değil de çoban yerse ve insanlar buna ses çıkarmazsa, işte o zaman devletin sonu gelmiş demektir."
Yahya Efendi, toplumsal duyarsızlığın bir kanser gibi devleti içeriden çürüteceğini şu sözlerle detaylandırdı:
-
Haksızlığa Karşı Sessizlik: Adaletin çiğnenmesine şahit olanlar "başım ağrımasın" diye sustuğunda.
-
Liyakatin Kaybolması: İş ehil olmayanlara verildiğinde ve halk buna tepki göstermediğinde.
-
Bencillik: Ortak çıkarların yerini bireysel menfaatler aldığında.
Yahya Efendi’ye göre, dış düşman veya ekonomik kriz devleti yaralardı ama öldürmezdi. Devleti asıl öldüren, toplumun damarlarına işleyen o meşhur "Neme lazım" duygusuydu. Sultan Süleyman, aldığı bu cevap karşısında sarsıldı; bu hikmetli uyarıyı hemen hattatlara yazdırıp devletin arşivlerine "kulağa küpe" olması için dâhil ettirdi.
Günümüze Kalan Miras
Bugün Beşiktaş sahilinde huzur içinde yatan Yahya Efendi’nin o gün Sultan’a verdiği cevap, sadece sararmış kağıtlarda kalan bir anı değildir. Bir toplumun başına gelebilecek en büyük felaketin, kötülüğe karşı duyarsızlaşmak olduğunu hatırlatan evrensel bir manifestodur. Kanuni gibi bir hükümdarı bile titreten bu iki kelime, modern dünyada "sosyal sorumluluk" ve "adalet" kavramlarının ne kadar hayati olduğunu her gün yeniden fısıldamaktadır.
Kaynakça
Yerli Kaynaklar:
-
TDV İslâm Ansiklopedisi: Beşiktaşlı Yahya Efendi – (Cilt 43, Sayfa 243-245).
-
M. Çağatay Uluçay: Padişahların Kadınları ve Kızları, (Sayfa 32-35), Ötüken Neşriyat. (Sultan ve Yahya Efendi ilişkisi üzerine notlar).
-
Necdet Sakaoğlu: Bu Mülkün Sultanları, (Sayfa 148-152), Alfa Yayınları.
Yabancı Kaynaklar:
-
Jason Goodwin: Lords of the Horizons: A History of the Ottoman Empire – (The Spiritual Mentors of the Sultans section).
-
Caroline Finkel: Osman's Dream: The History of the Ottoman Empire – (Social Decay and Reform Narratives).
Web Kaynakları:
-
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı: Beşiktaş Yahya Efendi Türbesi Tarihçesi.