Dünya haritasını önünüze serip, maneviyatın ve tarihin kalbi neresidir diye sorarsanız, parmağınız tek bir noktaya gidecektir: Kudüs (Yeruşalim / Al-Quds). Burası öyle bir şehirdir ki; sabahın seher vaktinde ezan sesi, kilise çanlarına karışır; gün batımında ise Şofar’ın (Yahudi borusu) yankısı surlarda çınlar. Sarımtırak kireç taşından yapılmış evleri, güneş vurduğunda altına dönüşür; bu yüzden ona "Altın Şehir" denir. Ancak Kudüs’ü asıl "altın" yapan şey, taşları değil, o taşların arasına sıkışmış binlerce yıllık dualar, gözyaşları ve umutlardır. Tarih boyunca 23 kez kuşatılan, 52 kez saldırıya uğrayan, 44 kez el değiştiren ve 2 kez tamamen yok edilen bu şehir, neden vazgeçilmezdir? Neden üç semavi dinin mensupları, bu daracık sokaklarda "evinde" hisseder? Gelin, peygamberlerin ayak izlerini takip ederek, bu zamansız şehrin ruhuna bir yolculuk yapalım.
Yahudilik: "Dünyanın Temel Taşı" ve Vaat Edilmiş Topraklar
Yahudiler için Kudüs, sadece bir şehir değil, varoluşun merkezidir. Hikaye, Kral Davud’un M.Ö. 1000 civarında şehri fethetmesi ve oğlu Kral Süleyman’ın o muhteşem mabedi (Süleyman Mabedi / Beyt HaMikdaş) inşa etmesiyle zirveye ulaşır.
Yahudi inancına göre, Tanrı dünyayı yaratmaya Kudüs’teki bir kayadan, **"Muallak Taşı"**ndan (Even ha-Shetiya) başlamıştır. Burası, Hz. İbrahim’in oğlu İshak’ı kurban etmeye götürdüğü (Moria Dağı) yerdir. Yani Yahudiler için burası, yer ile göğün birleştiği, Tanrı’nın "İsmi"ni koyduğu yerdir.
Bugün, o devasa Süleyman Mabedi’nden geriye sadece batı tarafındaki istinat duvarı kalmıştır: Ağlama Duvarı (Kotel).
Yahudiler bu duvarın önünde dua ederken, sadece taşlara dokunmazlar; yıkılan tapınaklarının yasını tutar ve Mesih’in gelip onu yeniden inşa edeceği günü beklerler. Duvarın taşları arasındaki yarıklara sıkıştırılmış milyonlarca kağıt parçası, aslında Tanrı’ya yazılmış isimsiz mektuplardır.
Hristiyanlık: Çile, Ölüm ve Dirilişin Sahnesi
Hristiyanlar için Kudüs, Hz. İsa’nın (Mesih) insanlık tarihindeki en dramatik son günlerini geçirdiği sahnedir.
Şehrin dar sokaklarında yürürken Via Dolorosa (Çile Yolu) tabelalarını görürsünüz. Burası, Hristiyan inancına göre Hz. İsa’nın sırtında çarmıhla yürüdüğü, düştüğü ve acı çektiği güzergâhtır. Yolun sonu, Hristiyanlık dünyasının en kutsal mekanına çıkar: Kıyamet Kilisesi (Church of the Holy Sepulchre).
Bu kilise, sıradan bir yapı değildir. İçinde iki kritik noktayı barındırır:
-
Golgotha Tepesi: Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği yer.
-
Kutsal Kabir: Hz. İsa’nın gömüldüğü ve üç gün sonra dirildiğine inanılan boş mezar.
Hristiyan hacılar için Kudüs’e gelmek, İncil’in sayfaları arasında yürümek gibidir. Zeytin Dağı’nda İsa’nın son vaazını dinlemek, Getsemani Bahçesi’nde onun ıstırabını hissetmek ve Kutsal Kabir’de "Ölüm yenildi!" müjdesini almaktır.
İslamiyet: Göğe Yükselişin Basamağı ve İlk Kıble
Müslümanlar için Kudüs, Mekke ve Medine’den sonraki üçüncü en kutsal şehirdir; Harem-i Şerif’tir. Ancak Kudüs’ün İslam’daki yeri, fiziksel bir ziyaretten öte, metafizik bir yolculukla mühürlenmiştir: İsra ve Miraç.
Hz. Muhammed’in (s.a.v.) bir gece Mekke’den Kudüs’e (Mescid-i Aksa) getirildiği ve buradan, o meşhur kaya (Muallak Taşı) üzerinden göklere yükseldiği gece... İslam inancında Kudüs, peygamberin gökyüzüyle buluştuğu, diğer tüm peygamberlere namaz kıldırdığı yerdir.
Müslümanlar için burası aynı zamanda İlk Kıble'dir. Hz. Muhammed ve ashabı, Kabe’ye dönmeden önce yaklaşık 16 ay boyunca namazlarını Kudüs’e dönerek kılmışlardır.
Bugün şehrin silüetine hakim olan o altın kubbeli Kubbetü’s-Sahra (Dome of the Rock), Emeviler tarafından o kutsal kayayı korumak için inşa edilmiştir. Hemen yanındaki gümüş kubbeli Mescid-i Aksa ise secdeye varılan huzur makamıdır.
Taşların Kesişimi: Ortak Miras, Ortak Kader

Kudüs’ün asıl mucizesi (veya trajedisi), tüm bu kutsallıkların coğrafi olarak iç içe, hatta üst üste geçmiş olmasıdır.
Düşünün:
-
Yahudilerin en kutsal saydığı Tapınak Tepesi’nin üzerinde, Müslümanların en kutsal yapılarından Kubbetü’s-Sahra ve Mescid-i Aksa durur.
-
Hristiyanların Hz. İsa’nın yürüyüp vaaz verdiği dediği avlular, aynı zamanda Yahudi peygamberlerin gezindiği yerlerdir.
-
Hz. İbrahim, hem Yahudilerin, hem Hristiyanların hem de Müslümanların atası olarak aynı tepede anılır.
Bir arkeolog Kudüs’te toprağı kazdığında, katman katman tarih fışkırır: Roma sikkeleri, Bizans mozaikleri, Emevi kitabeleri ve Osmanlı surları... Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptırdığı ve bugün şehri çevreleyen o muazzam surlar, Osmanlı’nın bu şehre duyduğu saygının taştan bir ifadesidir.
Sonuç: İnsanlığın Aynası
Kudüs, sadece bir şehir değildir. O, insanlığın inançla imtihanıdır.
İngiliz tarihçi Simon Sebag Montefiore’nin dediği gibi: "Kudüs; tek tanrılı dinlerin evi, iki halkın ödülü, üç dinin mabedi ve tek bir Tanrı'nın şehridir."
Buradaki her taşın bir hafızası, her sokağın bir hikayesi vardır. Üç dinin mensupları, farklı dillerde, farklı ritüellerle dua etseler de, aslında hepsi aynı gökyüzüne bakıp, aynı yaratıcıdan barış ve merhamet dilerler. Kudüs, yeryüzünde barışın ne kadar zor, ama bir o kadar da elzem olduğunun en somut kanıtı olarak orada, zeytin ağaçlarının gölgesinde beklemeye devam ediyor.
Kaynakça
Kitaplar:
-
Montefiore, Simon Sebag. Kudüs: Bir Şehrin Biyografisi. (Çev. Cem Demirkan). Pegasus Yayınları, 2017. (Kudüs tarihi üzerine en kapsamlı modern eserlerden biri).
-
Armstrong, Karen. Tanrı'nın Şehri Kudüs: Bir Tarih. (Çev. Hamide Koyukan). Pegasus Yayınları. (Dinler tarihi perspektifinden Kudüs).
-
TDV İslâm Ansiklopedisi: Kudüs Maddesi - (Cilt 26, Sayfa 323-327).
Makaleler ve Web Kaynakları:
-
Encyclopaedia Britannica: Jerusalem - History & Religion.
-
History.com: Jerusalem: Location, History & Timeline. Erişim Linki.
-
UNESCO World Heritage Centre: Old City of Jerusalem and its Walls.