Yıl 1000 civarı... Kahire’nin tozlu ve kalabalık sokaklarında, gözlerine inen "beyaz perde" (katarakt) yüzünden dünyası kararmış, el yordamıyla yürümeye çalışan bir insan düşünün. O dönemde bu durum, genellikle ömür boyu sürecek bir karanlık cezası anlamına geliyordu. Mevcut tedavi yöntemleri o kadar vahşi ve acı vericiydi ki, çoğu hasta kör kalmayı o korkunç demir çubuklara tercih ediyordu. Ancak Nil Nehri’nin kıyısındaki görkemli Fatımi saraylarında ve hastanelerinde, imkânsızı başarmak üzere olan bir adam vardı. Batı dünyasının "Canamusali" adıyla efsaneleştirdiği, oftalmoloji (göz bilimi) tarihinin en büyük cerrahı: Ammar bin Ali el-Mevsılî. Bugün lazerlerle dakikalar içinde halledilen katarakt ameliyatının mantığını, bundan tam bin yıl önce, kendi icadı olan "içi boş metal bir iğne" ile kuran bu dâhinin hikayesine, gözlerinizi dört açarak tanıklık edin.
Musul’dan Kahire’ye Bir Bilim Seyyahı
Ammar, adından da anlaşılacağı üzere Musul doğumluydu. Ancak o, kütüphanesine kapanıp sadece teorik kitaplar okuyan bir alim değildi. O, Horasan’dan Filistin’e, oradan Mısır’a kadar uzanan coğrafyada şehir şehir dolaşan, hastaları bizzat yerinde inceleyen bir "saha doktoruydu".
Son durağı, dönemin bilim merkezi Kahire oldu. Fatımi Halifesi Hâkim-Biemrillah’ın himayesinde çalışmalarını sürdürürken, göz hastalıkları üzerine o güne kadar yazılmış en dürüst ve pratik kitabı kaleme aldı: "Kitabü’l-Müntehab fi İlmi’l-Ayn" (Göz Hastalıkları Konusunda Seçilmiş Bilgiler). Bu kitap, 48 farklı göz hastalığını anlatıyordu ama asıl bombayı cerrahi teknikler bölümünde patlatacaktı.
Eski Usul Vahşet: "Kataraktı Düşürmek"
Ammar’dan önce (ve hatta sonra yüzyıllar boyunca) katarakt tedavisi, "Sdd" (Couching) denilen ilkel bir yöntemle yapılıyordu. Mantık basitti: Gözün içinde bulanıklaşan lensi, küt uçlu bir iğneyle iterek gözün arka odasına düşürmek.
Bu işlemde lens dışarı çıkarılmıyor, sadece görme ekseninden aşağıya itiliyordu. Sonuç? Hasta geçici olarak bir miktar ışığa kavuşsa da, göz içinde serbest kalan lens sıklıkla enfeksiyona (üveit) veya glokoma (göz tansiyonu) neden oluyor, hasta sonunda gözünü tamamen kaybediyordu. Başarı oranı yazı tura atmaktan farksızdı.
Devrimci İcat: İçi Boş İğne ve Emme Yöntemi
Ammar bin Ali el-Mevsılî, bu ilkel yöntemi reddetti. O, sorunu halının altına süpürmek değil, tamamen ortadan kaldırmak istiyordu. Ve tarih sahnesine o meşhur icadıyla çıktı: İçi boş metal iğne (Miqdah).
Bu, tıp tarihindeki ilk "emme" (suction) tekniğiydi. Ammar’ın yöntemi şuydu:
-
Gözün beyaz kısmından (skleradan) kendi tasarladığı ince, içi boş iğneyle giriyordu.
-
Bulanıklaşmış yumuşak kataraktı, iğnenin diğer ucundan emerek (vakumlayarak) gözün dışına çıkarıyordu.
-
Böylece gözün içi temizleniyor, enfeksiyon riski azalıyor ve hasta yeniden berrak bir görüşe kavuşuyordu.
Bugün modern tıpta kullanılan Fakoemülsifikasyon (Fako) yönteminin atası tam olarak budur. Modern cihazlar lensi ses dalgalarıyla parçalayıp emerken, Ammar bin yıl önce bunu nefes gücü ve mekanik vakumla yapıyordu.
Dürüst Bir Cerrahın İtirafları
Ammar’ı diğerlerinden ayıran en önemli özellik, bilimsel ahlakıydı. Kitabında sadece başarılarını değil, başarısızlıklarını da yazmaktan çekinmedi.
Bir vakasında, kataraktı çok sertleşmiş (taşlaşmış) bir hastayı ameliyat edemediğini açıkça anlatır:
"İğneyi soktum ama lens o kadar sertti ki gelmedi. Zorlasaydım gözü patlatabilirdim. Bu yüzden işlemi durdurdum."
Bu itiraf, onun hastaya zarar vermeme ilkesini (Primum non nocere) her şeyden üstün tuttuğunu gösterir. Sadece yumuşak kataraktlarda bu yöntemi uyguladı, sertleşmiş olanlarda ise eski yöntemleri mecburen modifiye ederek kullandı.
Avrupa’yı Aydınlatan Işık: Canamusali
Ammar’ın Kitabü’l-Müntehab adlı eseri, 13. yüzyılda İbraniceye ve Latinceye çevrildi. Avrupa üniversitelerinde yüzyıllar boyunca ders kitabı olarak okutuldu. Avrupalı hekimler ona "Canamusali" dediler ve geliştirdiği iğne tekniğini hayranlıkla incelediler.
Ancak Batı dünyasının bu tekniği tam anlamıyla uygulayabilmesi için 19. yüzyıla, yani modern şırıngaların ve anestezinin gelişmesine kadar beklemesi gerekecekti. Ammar, zamanının o kadar ötesindeydi ki, tıp teknolojisi onun zekasına yetişmekte yüzyıllarca zorlandı.
Sonuç: Bin Yıllık Vizyon
Bugün bir göz hastanesine gidip, katarakt ameliyatı sonrası ertesi gün normal hayatına dönen birini gördüğünüzde aklınıza Musul’dan çıkan bu büyük usta gelsin. Ammar bin Ali el-Mevsılî, sadece bir alet icat etmedi; o, "körlük kaderdir" anlayışına içi boş bir iğneyle delik açtı.
Karanlığın içindeki milyonlarca insana ışığı geri getiren bu hekim, bilimin sadece laboratuvarlarda değil, insanın acısını dindirme tutkusunda saklı olduğunu bize en güzel şekilde kanıtlıyor.
Kaynakça
Yerli Kaynaklar:
-
TDV İslâm Ansiklopedisi: AMMAR b. ALİ el-MEVSILÎ - Hayatı ve Eserleri - (Cilt 3, Sayfa 75-76).
-
Prof. Dr. Fuat Sezgin: İslam'da Bilim ve Teknik, (Cilt 4: Tıp), İBTAV Yayınları. Link.
-
TÜBİTAK Bilim Genç: Göz Hastalıkları Tedavisinde Öncü Bir Hekim: Ammar bin Ali el-Mevsılî.
Yabancı Kaynaklar:
-
National Center for Biotechnology Information (NCBI): Ammar ibn Ali Al-Mawsili: Inventor of the suction cataract surgery. Makale Linki.
-
Muslim Heritage: Ammar ibn Ali al-Mawsili and His Contribution to Ophthalmology. Makale Linki.
-
Encyclopaedia Britannica: Islamic Medical History - Ophthalmology.
Web Kaynakları:
-
Qatar National Library: Digital Archives: The Book of Choices in the Treatment of Eye Diseases.