Tarih kitaplarını karıştırdığınızda karşınıza genellikle Roma, Osmanlı veya İngiliz İmparatorlukları çıkar. Ancak tüm bu devasa yapıların, "imparatorluk" kavramının ve "profesyonel ordu" sisteminin patentinin kime ait olduğunu hiç düşündünüz mü? Cevap için zamanı epey geriye, M.Ö. 2300'lü yıllara, bugünkü Irak topraklarına sarmamız gerekiyor. Tozlu kil tabletlerin arasından fısıldayan bir efsane, bize bir bahçıvanın oğlunun nasıl "Dünyanın Kralı"na dönüştüğünü anlatıyor. Bu, sadece bir fetih hikayesi değil; Akkadların ve onların efsanevi lideri Büyük Sargon'un, medeniyetin akışını değiştiren yükseliş öyküsüdür.
Sepetteki Bebek: Efsanevi Bir Başlangıç
Sargon’un hikayesi, binlerce yıl sonra Hz. Musa için anlatılacak olana ürkütücü derecede benzer bir motifle başlar. Kendisi hakkında yazılan tabletlerde (Sargon Efsanesi) şöyle der:
"Annem beni gizlice doğurdu, beni sazlardan bir sepete koydu, kapağını ziftle kapadı ve beni nehre bıraktı."
Fırat Nehri'nin sularına bırakılan bu bebek, Akki adında bir bahçıvan (veya su taşıyıcısı) tarafından bulunur ve büyütülür. Kaderin cilvesine bakın ki, bu "buluntu çocuk", dönemin güçlü şehir devleti Kiş'in Kralı Ur-Zababa'nın sarayında saki (kralın şarap sunucusu) olur. Saki deyip geçmeyin; bu pozisyon, kralın en güvendiği, sırdaşı olan kişi demektir.
Ancak Sargon’un gözü şarap kadehlerinde değil, tahttadır. Rüyasında tanrıça İştar’ı gördüğünü ve tanrıçanın onu seçtiğini iddia eder. İsyan bayrağını çeker, efendisini devirir ve kendisine "Şarru-kin" (Sargon) adını verir. Bu ismin anlamı manidardır: "Meşru Kral". Tarihçiler der ki; bir kral kendisine ısrarla "meşru kral" diyorsa, tahtı muhtemelen gasp etmiştir.
Şehir Devletlerinden İlk İmparatorluğa
Sargon tahta çıktığında Mezopotamya, birbirleriyle sürekli savaşan Sümer şehir devletlerinden (Ur, Uruk, Lagaş, Umma) oluşan bir yamalı bohça gibiydi. O güne kadar krallar sadece kendi şehirlerini yönetir, komşularını yağmalar ama sonra geri dönerlerdi. Sargon ise oyunun kurallarını değiştirdi.
Onun vizyonu basitti ama devrimciydi: "Fethet ve Yönet."
Önce güneydeki güçlü rakibi Uruk Kralı Lugalzagesi’yi yendi. Tabletler, Sargon’un Lugalzagesi’yi boynuna bir tasma geçirerek tanrı Enlil’in kapısına kadar sürüklediğini yazar. Ardından "Aşağı Deniz"e (Basra Körfezi) kadar tüm Sümer şehirlerini tek tek dize getirdi.
Shutterstock
Sargon, fethettiği yerlere sadık Akkadlı valiler atadı, surları yıktı ve tarihin ilk merkezi krallığını, yani Akkad İmparatorluğu'nu kurdu. Artık o sadece Kiş Kralı değil, "Dört Dünya Köşesinin Kralı"ydı.
5400 Kişilik Ölüm Makinesi
Sargon'un başarısının sırrı neydi? Cevap: Düzenli Ordu.
O zamana kadar savaşlar, çiftçilerden toplanan geçici birliklerle yapılırdı. Sargon ise profesyonel askerlik sistemini kurdu. Bir tablette şöyle yazar: "Sargon'un sofrasında her gün 5.400 adam yemek yerdi." Bu, onun emrinde her an savaşa hazır, maaşlı ve eğitimli devasa bir güç olduğu anlamına geliyordu.
Yay ve okun, mızraklı falanks düzeninin ve hafif piyadelerin senkronize kullanımı, hantal Sümer ordularını çaresiz bırakmıştı. Sargon, bu orduyla Toros Dağları'na (Gümüş Dağları) kadar ilerledi, sedir ormanlarına ve maden yataklarına ulaştı.
Kültürel Devrim ve Bir Kadın Şair: Enheduanna
Akkadlar sadece kılıçla değil, dille de fetih yaptılar. Sümerceyi (tapınak dili) korusalar da, günlük hayatta ve bürokraside Sami kökenli bir dil olan Akkadca'yı hakim kıldılar.
Bu dönemin en parlak yıldızlarından biri de Sargon'un kızı Enheduanna'dır. Babası onu Ur şehrindeki Ay Tanrısı Nanna'nın başrahibesi yaptı. Enheduanna, sadece dini bir figür değildi; o, dünya tarihinde ismini bildiğimiz ilk yazar ve şairdir.
Yazdığı ilahilerle Sümer tanrıçası İnanna ile Akkad tanrıçası İştar'ı birleştirerek, babasının imparatorluğunu kültürel ve dini açıdan da birbirine kaynaştırdı. Onun yazdığı "İnanna'ya Övgü", binlerce yıl sonra bile okunabilen edebi bir şaheserdir.
Akkad'ın Laneti ve Çöküş
Sargon 56 yıl hüküm sürdü. Ancak kurduğu imparatorluk, torunu Naram-Sin döneminde zirveye ulaştıktan sonra çatırdamaya başladı. Naram-Sin, kendisini yaşarken tanrı ilan eden ilk kraldı ve başına boynuzlu bir miğfer (tanrılık sembolü) takmıştı.
Efsaneye göre Naram-Sin'in bu kibri ve Nippur'daki kutsal tapınağı yağmalaması, "Akkad'ın Laneti"ni getirdi. Doğudan gelen barbar Guti kavimleri, çekirge sürüsü gibi imparatorluğun üzerine çöktü. Kıtlık baş gösterdi, ticaret durdu ve M.Ö. 2150 civarında güneş battı. Akkad şehri öylesine yok edildi ki, bugün bile arkeologlar başkentin tam yerini bulabilmiş değiller.
Sonuç: Gölgesi Bin Yıl Süren Kral
Akkad İmparatorluğu yıkıldı ama Sargon'un mirası asla silinmedi. Ondan sonra gelen Babilli Hammurabi'den Asurlu Nabukadnezar'a kadar tüm Mezopotamya kralları, kendilerini "İkinci Sargon" olarak görmek istediler. O, bir yönetim modeli, bir askeri deha ve bir efsane olarak tarihin şafağında asılı kaldı.
Bugün modern dünyada "merkezi hükümet", "bürokrasi" veya "standart ölçü birimleri" diyorsak, bunun ilk tohumları o sepette nehre bırakılan bahçıvanın oğlu tarafından atıldı.
Kaynakça
Kitaplar:
-
Kramer, Samuel Noah. Tarih Sümer'de Başlar. (Çev. Hamide Koyukan). Kabalcı Yayınevi, 1999. (Sümer ve Akkad ilişkileri üzerine temel kaynak).
-
Van De Mieroop, Marc. A History of the Ancient Near East, ca. 3000-323 BC. Blackwell Publishing, 2007. (Sayfa 63-75: Sargon ve Akkad dönemi siyasi tarihi).
-
Köroğlu, Kemalettin. Eski Mezopotamya Tarihi. İletişim Yayınları, 2006. (Akkadların Anadolu ve Mezopotamya üzerindeki etkileri).
Makaleler ve Belgeler:
-
Britannica Encyclopedia. Sargon of Akkad. Erişim Linki
-
World History Encyclopedia. Sargon of Akkad. (Yazar: Joshua J. Mark). Erişim Linki
-
The Electronic Text Corpus of Sumerian Literature (ETCSL). The Legend of Sargon. (Oxford University). Erişim Linki