Bir Elinde Kılıç, Bir Elinde Kitap: "Ordu Kâtibi"
Kâtip Çelebi’nin hikayesi, sanıldığı gibi steril bir kütüphanede başlamadı. O, bir "yeniçeri kâtibi"ydi. Yani orduyla birlikte sefere çıkan, lojistik kayıtları tutan bir bürokrattı.
1620 ve 30'larda, Osmanlı ordusu Bağdat ve Revan seferlerine çıkarken, askerler ganimet veya rütbe peşindeydi. Kâtip Çelebi ise, geçtiği şehirlerdeki sahafları (kitapçıları) yağmalamakla (!) meşguldü. Tek farkla; o parasını verip alıyordu.
Bir anekdot, onun bilgiye olan açlığını harika özetler: Halep’te ordu konaklarken, tüm askerler dinlenmeye çekilir. Kâtip Çelebi ise sahaftan aldığı nadir bir kitabı incelemek için sabaha kadar mum yakar. Çadır arkadaşları "Gözüne yazık, uyu artık" dediklerinde, o sadece gülümser ve "Asıl uyursam yazık olur" der.
On yıl boyunca at sırtında Anadolu’yu ve Orta Doğu’yu gezdi. Ancak asıl "keşif" yolculuğu, İstanbul’a dönüp yüklü bir mirasın sahibi olunca başladı. Mirası alır almaz ne mi yaptı? Hepsini kitaplara yatırdı ve kendini odasına kapattı.
Cihannümâ: Dünyayı Düz Tepsi Sananlara Bir Tokat
Kâtip Çelebi, İstanbul’daki odasında, Osmanlı medreselerinde öğretilen coğrafya bilgisinin ne kadar geride kaldığını dehşetle fark etti. Pek çok alim hâlâ Batlamyus’un bin yıllık haritalarına bakıyor, Dünya’nın evrenin merkezi olduğunu sanıyordu.
Oysa Batı’da işler değişmişti. Macellan dünyayı dolaşmış, Kristof Kolomb yeni bir kıta bulmuştu. Kâtip Çelebi, Fransız bir mühtedi (İslam’ı seçen papaz) olan Şeyh Mehmed İhlasî’den Latince öğrendi. Evet, bir Osmanlı alimi, "kâfir dili" denilen Latinceyi öğrenip, Abraham Ortelius ve Mercator’un atlaslarını tercüme etmeye başladı.
Ve ortaya o muazzam eser çıktı: Cihannümâ (Dünyayı Gösteren Ayna).
Bu eser, Osmanlı’da Batı kaynaklarını Doğu bilgisiyle harmanlayan ilk sistematik coğrafya kitabıydı. Kâtip Çelebi, Japonya’dan (Japonya’yı detaylı anlatan ilk Osmanlı eseridir) Amerika kıtasına kadar bilinen dünyayı çizdi. Daha da önemlisi, Kopernik’in "Güneş merkezli evren" teorisinden bahsetti. Bunu yaparken "Frenklerin iddiası budur, dikkate değerdir" diyerek muhafazakar ulemayı ürkütmeden bilimi sofraya koydu.
Keşfü'z-Zunûn: 17. Yüzyılın "Google"ı
Eğer Kâtip Çelebi bugün yaşasaydı, muhtemelen Google’ın CEO’su olurdu. Çünkü o, bilgisayarların olmadığı bir çağda, tek başına devasa bir "Veri Tabanı" oluşturdu.
En büyük eseri Keşfü'z-Zunûn (Zanların Keşfi / Şüphelerin Giderilmesi), akıl almaz bir bibliyografya çalışmasıdır. Çelebi, bu eserinde Arapça, Farsça ve Türkçe tam 15.000 kitabı ve 10.000 yazarı alfabetik olarak listelemiş, konularını özetlemiş ve haklarında eleştiriler yazmıştır.
Düşünün; internet yok, kütüphane kataloğu yok. Sadece hafızası ve not defterleri var. Bir insan ömrüne 15.000 kitabı incelemeyi nasıl sığdırır? İşte Kâtip Çelebi’yi efsane yapan, bu insanüstü çalışma disiplinidir. Bu eser yüzyıllar boyunca Doğulu ve Batılı araştırmacıların başucu kaynağı oldu. Bugün bile bir el yazması eser bulunduğunda, "Acaba Kâtip Çelebi bu konuda ne demiş?" diye bakılır.
Toplumsal Bir Reçete: Mîzânü'l-Hakk
Kâtip Çelebi sadece kitapları değil, toplumu da okuyordu. O dönemde İstanbul’da "Kadızadeliler" denilen fanatik bir grup türemişti. Bunlar; matematik haramdır, kaşıkla yemek günahtır, tütün içen kâfirdir, Hızır diye biri yoktur gibi katı ve yasakçı fikirlerle halkı galeyana getiriyor, tekkeleri basıyorlardı.
Çelebi, bu bağnazlığa sessiz kalamadı. Mîzânü'l-Hakk (Hakikatin Terazisi) adlı eserinde, bu tartışmalara "bilimsel ve sosyolojik" bir neşter vurdu.
-
"Matematik ve felsefe bilmeyen, şeriatı da tam anlayamaz" dedi.
-
Sigaranın sağlığa zararlı olabileceğini ama "haram" demenin dini zorlamak olduğunu söyledi.
-
Dinin özünün yasaklarda değil, ahlak ve bilgide olduğunu savundu.
O, "ifrat ve tefrit" (aşırılıklar) arasında sıkışmış bir topluma, "orta yolu" ve aklı öneren bir deniz feneriydi.
Erken Gelen Veda ve Kahve Fincanındaki Son
Ne yazık ki, bu dahi zihin çok uzun yaşamadı. 1657 yılında, henüz 48 yaşındayken, muhtemelen aşırı çalışmaktan ve yorgunluktan zayıf düşen kalbi durdu. Efsaneye göre, elinde bir fincan kahve, masasında yarım kalmış bir harita varken son nefesini verdi.
Öldüğünde arkasında servet değil, dağ gibi borç ve paha biçilemez bir kütüphane bıraktı. Kütüphanesi ne yazık ki ölümünden sonra dağıldı, bir kısmı Avrupa’ya götürüldü (bugün Paris ve Londra müzelerinde Kâtip Çelebi’nin el yazıları bulunmaktadır).
Sonuç: Geçmişten Geleceğe Uzanan Bir Uyarı
Kâtip Çelebi, Osmanlı’nın "Muhteşem Yüzyıl" rüyasından uyanıp, "Eyvah, Avrupa bizi geçiyor!" paniğini hissettiği o ilk anın temsilcisidir.
O, bize şunu öğretti: Kendi kültürüne sadık kalmak, dünyadaki gelişmelere gözünü kapatmak demek değildir. Bilgi, Çin’de de olsa, Latincede de olsa gidip alınmalıdır.
Bugün Cihannümâ’nın sayfalarını çevirdiğimizde, sadece haritalar görmeyiz; "Uyanın!" diye haykıran bir aydının feryadını duyarız. Ve o feryat, aradan geçen 400 yıla rağmen hala günceldir: "En büyük keramet, çalışmaktır."
Kaynakça
Kitaplar:
-
Adıvar, Adnan. Osmanlı Türklerinde İlim. Remzi Kitabevi. (Kâtip Çelebi'nin bilim tarihindeki yerini analiz eden temel eser).
-
Gökyay, Orhan Şaik. Kâtip Çelebi: Yaşamı, Kişiliği ve Yapıtlarından Seçmeler. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. (Konunun tartışmasız en büyük otoritesi).
-
Kâtip Çelebi. Mîzânü'l-Hakk fi İhtiyâri'l-Ehak. (Süleyman Uludağ çevirisi). Dergah Yayınları.
-
Hagen, Gottfried. Bir Osmanlı Coğrafyacısı Olarak Kâtip Çelebi. Küre Yayınları.
Ansiklopediler ve Dijital Kaynaklar:
-
TDV İslâm Ansiklopedisi: Kâtip Çelebi Maddesi. (Cilt 25, Sayfa 36-40).
-
UNESCO: Kâtip Çelebi'nin Doğumunun 400. Yılı Anma Yılı (2009). (UNESCO'nun yayınladığı biyografik notlar).
-
Britannica: Katip Celebi - Turkish Historian. Erişim Linki.
