Tarih: M.S. 1095. Yer: Bağdat, Nizamiye Medresesi. Dönemin "Harvard"ı sayılan bu muazzam ilim yuvasının en büyük amfisi tıklım tıklım dolu. Öğrenciler, vezirler ve alimler, İslam dünyasının en parlak zekası, "Hüccetü’l-İslâm" (İslam’ın Kanıtı) unvanlı başmüderrisi dinlemek için nefeslerini tutmuş bekliyorlar. Kürsüye çıkan adamın ağzı açılıyor, ama tek bir kelime bile çıkmıyor. Bağdat’ın "Rockstar"ı, dönemin en ünlü profesörü Ebû Hâmid el-Gazzâlî, kelimenin tam anlamıyla "nutku tutulmuş" bir haldedir. Doktorlar gelir, muayeneler yapılır. Fiziksel hiçbir sorun yoktur. Teşhis, o günün tıbbını aşar: Bu, ruhun bedene isyanıdır. İşte İslam düşünce tarihini kökünden değiştirecek olan hikâye, Gazzâlî’nin zirvedeyken yaşadığı bu derin "varoluşsal kriz" ile başlar. Şöhreti, serveti ve makamı bir cübbe gibi çıkarıp atan ve hakikati aramak için çöllere düşen bu dahi adamın çileli yolculuğuna hoş geldiniz.
Tûs’tan Bağdat’a: Yükselen Yıldız
Gazzâlî, 1058 yılında Horasan’ın Tûs şehrinde (bugünkü İran) doğdu. Babası, yün eğirip satan fakir ama dindar bir adamdı. Efsaneye göre babası, "Keşke benim oğlum da şu vaizler gibi alim olsa" diye dua ederdi. O dua, fazlasıyla kabul oldu.
Gazzâlî’nin zekası o kadar keskindir ki, girdiği her tartışmayı kazanır, her kitabı hafızasına kazırdı. Bu yeteneği, dönemin Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk’ün dikkatini çekti. Nizamülmülk, onu henüz 33 yaşındayken Bağdat Nizamiye Medresesi’nin başına getirdi.
Düşünün; 30’lu yaşlarında, İslam İmparatorluğu’nun başkentinde, Sultan’dan sonra en çok saygı gören kişisiniz. Fetvalarınız kanun hükmünde, derslerinizde 300’den fazla öğrenci not tutuyor. Ancak bu ışıltılı hayatın içinde, Gazzâlî’nin zihninde tehlikeli bir kurt kemirmeye başlamıştı: "Şüphe."
Aklın İflası ve Büyük Buhran
Gazzâlî, her şeyi sorgulayan bir zihne sahipti. Filozofları okudu, kelamcılarla tartıştı, Batınileri inceledi. Ancak rasyonalist akıl (Felsefe), ona Tanrı’nın varlığı ve hakikatin özü hakkında "kesin" (yakîn) bir bilgi veremiyordu. Akıl, çelişkilerle doluydu.
"Her şeyden şüphe ediyorum, duyularımdan bile..." diyordu. Bu zihinsel kaos, sonunda bedenine vurdu. O meşhur derste dili tutuldu, yemek yiyemez hale geldi. Doktorlar, "Tedavi kalbe inmelidir, bu dert hüzündendir" dediler.
Gazzâlî kararını verdi: Her şeyi bırakacaktı. Ailesini, servetini, makamını... Bağdat halkına "Hacca gidiyorum" dedi ama amacı Mekke değil, kendi iç dünyasıydı. 1095 yılında, İslam dünyasının en ünlü adamı, bir gece yarısı gizlice şehri terk etti ve bir "garip" (yabancı) olarak yollara düştü.
11 Yıllık Yalnızlık: Süpürgeci Bir Alim
Gazzâlî’nin bu "büyük kaçışı" tam 11 yıl sürdü. Şam’a gitti. Emevi Camii’nin minaresindeki küçük bir odada inzivaya çekildi. Rivayete göre, tanınmamak için camide yerleri süpürdü, tuvaletleri temizledi. Egusunu, kibrini ve o eski şaşaalı kimliğini ayaklar altına alarak ezdi.
Daha sonra Kudüs’e geçti, Kubbetü’s-Sahra’nın içinde günlerce tefekkür etti. Ardından Hicaz’a gidip Haccı ifa etti.
Bu yalnızlık yıllarında, aklın (Nazar) yetmediği yerde kalbin (Keşf/Sezgi) devreye girmesi gerektiğini anladı. Felsefenin soğuk mantığı ile Sufizmin (Tasavvuf) sıcak tecrübesini birleştirdi. İşte o meşhur eseri, İslam dünyasının en çok okunan kitabı "İhyâü Ulûmi’d-Dîn" (Din İlimlerinin Dirilişi), bu çilenin meyvesi olarak doğdu. Gazzâlî, dini sadece "şekil ve kural" (Fıkıh) olmaktan çıkarıp, "yaşanan bir hal" (Tasavvuf) haline getirdi.
Filozoflara Karşı Bir Gladyatör: "Tehâfüt"
Gazzâlî, sadece bir derviş değil, aynı zamanda entelektüel bir savaşçıydı. İnzivadan önce yazdığı "Tehâfütü'l-Felâsife" (Filozofların Tutarsızlığı) adlı eseriyle, Aristo ve Farabi gibi filozoflara meydan okudu.
Onların metafizik konularda (örneğin evrenin ezeli olması veya bedensel dirilişin inkarı gibi) akılla kesin hüküm veremeyeceklerini, çelişkiye düştüklerini kanıtlamaya çalıştı. Bu kitap o kadar etkili oldu ki, İslam dünyasında felsefenin yönünü değiştirdi. (Yüzyıllar sonra İbn Rüşd, ona "Tehâfütü't-Tehâfüt" ile cevap verecekti, ama Gazzâlî’nin etkisi çoktan yerleşmişti).
Dönüş ve Veda
11 yılın sonunda, Selçuklu Sultanı ve vezirin ısrarlarıyla kısa bir süre için Nişabur’da tekrar ders vermeye başladı. Ama artık o eski, mağrur hoca değildi. Gözlerinde çölün bilgeliği, sözlerinde kalbin derinliği vardı.
Ömrünün son günlerinde tekrar doğduğu yere, Tûs’a döndü. Evinin yanına küçük bir medrese ve tekke yaptırdı.
1111 yılının bir sabahı, henüz 53 yaşındayken, sabah namazını kıldıktan sonra yanındakilere "Kefenimi getirin" dedi. Kefeni öpüp yüzüne sürdü, "Efendimin emri başım gözüm üstüne" diyerek uzandı ve son nefesini verdi.
Sonuç: Doğu’nun ve Batı’nın Öğretmeni
Gazzâlî, İslam düşüncesinde "Ortodoks Sünni inancı" ile "Tasavvufu" barıştıran mimardır. Ondan önce birbirine düşman gibi bakan şeriat alimleri ve sufiler, Gazzâlî’nin sentezi sayesinde ortak bir zeminde buluştular.
Batı dünyasında "Algazel" olarak bilinen Gazzâlî, şüphecilik metoduyla (Descartes’tan yüzyıllar önce) Avrupalı filozofları bile etkilemiştir.
Onun hayatı, bize şunu fısıldar: Bilgi, sadece beyne doldurulan bir veri yığını değildir. Eğer o bilgi kalbe inmiyor, egoyu terbiye etmiyor ve insanı hakikate götürmüyorsa, sadece sırta yüklenmiş bir kitap yığınından ibarettir. Gazzâlî, o yükü attı ve hafifleyerek sonsuzluğa uçtu.
Kaynakça
Kitaplar:
-
Gazzâlî. El-Munkızu mine’d-Dalâl (Dalaletten Kurtuluş). (Kendi hayatını ve krizini anlattığı otobiyografik eseri - Temel Kaynak).
-
Watt, W. Montgomery. Müslüman Aydın: Gazali Hakkında Bir Araştırma. (Batılı bir gözle detaylı biyografi).
-
Ocak, Ahmet Yaşar. Türk Sufiliğine Bakışlar. İletişim Yayınları.
-
Karlığa, Bekir. İslam Düşüncesinin Batı Düşüncesine Etkileri. Litera Yayıncılık.
Ansiklopediler ve Makaleler:
-
TDV İslâm Ansiklopedisi: Gazzâlî Maddesi. (Cilt 13, Sayfa 489-505).
-
Stanford Encyclopedia of Philosophy: Al-Ghazali.
-
Griffel, Frank. Al-Ghazâlî's Philosophical Theology. Oxford University Press.
Web Kaynakları:
-
Britannica: Al-Ghazali - Persian Theologian and Philosopher. Erişim Linki.