Beyaz Atın Gölgesinde İhtilal: 1913 Bab-ı Ali Baskını ve Edirne’nin Kaderi

Beyaz Atın Gölgesinde İhtilal: 1913 Bab-ı Ali Baskını ve Edirne’nin Kaderi

02.05.2025 - 20:05:00

23 Ocak 1913. İstanbul'un dondurucu kışında, payitahtın sokaklarında bir fısıltı dolaşıyordu: "Edirne elden gidiyor!" Osmanlı Devleti, tarihinin en karanlık sayfalarından biri olan Balkan Savaşları’nın pençesinde kıvranırken, İstanbul'un kalbi Bab-ı Ali (Yüce Kapı), sadece bir hükümet merkezi değil, aynı zamanda bir imparatorluğun kaderinin oylandığı bir sahneye dönüşmek üzereydi.

Edirne: Bir Şehrin Vicdanı

Balkan Savaşları’nın başından beri alınan ağır yenilgiler, Osmanlı ordusunu Çatalca hattına kadar geriletmişti. Ancak asıl yara, eski başkent Edirne’nin aylardır kuşatma altında olmasıydı. Hükümetin başında bulunan Kamil Paşa, barış görüşmeleri için Avrupa devletlerinin baskısı altındaydı. Söylentiler netti: Bab-ı Ali, Edirne’yi Bulgarlara bırakmaya hazırlanıyordu. Bu söylenti, İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) için bardağı taşıran son damla oldu. Onlara göre vatan, masada değil, ancak süngüyle korunabilirdi.

Bir Darbenin Anatomisi: "Gidiyoruz!"

Öğleden sonra saat 15:00 sularında, Sirkeci’den yukarıya doğru küçük bir grup ilerlemeye başladı. Grubun başında, askerlerin ve halkın "Kahraman-ı Hürriyet" olarak tanıdığı Enver Bey vardı. Altındaki beyaz atıyla vakarla ilerleyen Enver Bey’in yanında Talat Bey ve bir grup fedai bulunuyordu. Yol boyunca halkı galeyana getiren sloganlar atılıyordu: "Vatan elden gidiyor! Edirne feda edilemez!"

Bab-ı Ali’nin kapısına gelindiğinde, nöbetçilerin şaşkınlığı arasında Enver Bey ve arkadaşları içeri daldı. Bu sıradan bir gösteri değil, tarihin gördüğü en hızlı ve etkili hükümet darbesiydi. Koridorlarda silah sesleri yankılanırken, Harbiye Nazırı Nazım Paşa, gürültüyü duyunca odasından çıktı. "Ne oluyor efendiler?" sorusuna aldığı cevap, tarihin trajik bir kırılma noktasıydı. Çıkan arbedede Nazım Paşa, Fedai Yakup Cemil’in namlusundan çıkan kurşunlarla hayatını kaybetti.

"Millete Rağmen Millet İçin" Yazılan İstifa

Enver Bey, barut kokulu koridorlardan geçerek Sadrazam Kamil Paşa’nın odasına girdi. Masada duran yaşlı Sadrazam’ın önüne boş bir kağıt uzatıldı. Enver Bey’in talebi netti: "Millet sizi istemiyor, istifanızı yazın!"

Kamil Paşa, titreyen elleriyle, "Halkın ve ordunun isteği üzerine..." ifadesiyle başlayan meşhur istifasını yazdı. Bu, Osmanlı Devleti'nde bir devrin kapanışıydı. Enver Bey, elindeki istifa mektubuyla saraya, Sultan Reşad’ın yanına giderek yeni hükümetin onayını aldı. Artık Osmanlı topraklarında, daha sonra "Üç Paşalar" (Enver, Talat, Cemal) dönemi olarak anılacak olan otoriter İttihatçı devri başlıyordu.

Son Çırpınışlar ve Sonrası

Bab-ı Ali Baskını, sadece bir hükümet değişikliği değildi; bir devletin yönetim felsefesinin toptan değişmesiydi. İttihatçılar, darbenin ardından orduda büyük bir modernleşme hamlesi başlattılar ve Edirne'yi İkinci Balkan Savaşı’nda geri almayı başardılar. Ancak bu askeri başarı, imparatorluğu Birinci Dünya Savaşı’nın uçurumuna sürükleyecek olan yolu da açmış oldu.

Bab-ı Ali’nin o günkü soğuk taşları, sadece bir nazırın kanını değil, aynı zamanda 600 yıllık bir imparatorluğun son diplomatik manevra şanslarını da emmişti.


Kaynakça

Yerli Kaynaklar:

Yabancı Kaynaklar:

Web Kaynakları:

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: