23 Ocak 1913. İstanbul'un dondurucu kışında, payitahtın sokaklarında bir fısıltı dolaşıyordu: "Edirne elden gidiyor!" Osmanlı Devleti, tarihinin en karanlık sayfalarından biri olan Balkan Savaşları’nın pençesinde kıvranırken, İstanbul'un kalbi Bab-ı Ali (Yüce Kapı), sadece bir hükümet merkezi değil, aynı zamanda bir imparatorluğun kaderinin oylandığı bir sahneye dönüşmek üzereydi.
Edirne: Bir Şehrin Vicdanı
Balkan Savaşları’nın başından beri alınan ağır yenilgiler, Osmanlı ordusunu Çatalca hattına kadar geriletmişti. Ancak asıl yara, eski başkent Edirne’nin aylardır kuşatma altında olmasıydı. Hükümetin başında bulunan Kamil Paşa, barış görüşmeleri için Avrupa devletlerinin baskısı altındaydı. Söylentiler netti: Bab-ı Ali, Edirne’yi Bulgarlara bırakmaya hazırlanıyordu. Bu söylenti, İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) için bardağı taşıran son damla oldu. Onlara göre vatan, masada değil, ancak süngüyle korunabilirdi.
Bir Darbenin Anatomisi: "Gidiyoruz!"
Öğleden sonra saat 15:00 sularında, Sirkeci’den yukarıya doğru küçük bir grup ilerlemeye başladı. Grubun başında, askerlerin ve halkın "Kahraman-ı Hürriyet" olarak tanıdığı Enver Bey vardı. Altındaki beyaz atıyla vakarla ilerleyen Enver Bey’in yanında Talat Bey ve bir grup fedai bulunuyordu. Yol boyunca halkı galeyana getiren sloganlar atılıyordu: "Vatan elden gidiyor! Edirne feda edilemez!"
Bab-ı Ali’nin kapısına gelindiğinde, nöbetçilerin şaşkınlığı arasında Enver Bey ve arkadaşları içeri daldı. Bu sıradan bir gösteri değil, tarihin gördüğü en hızlı ve etkili hükümet darbesiydi. Koridorlarda silah sesleri yankılanırken, Harbiye Nazırı Nazım Paşa, gürültüyü duyunca odasından çıktı. "Ne oluyor efendiler?" sorusuna aldığı cevap, tarihin trajik bir kırılma noktasıydı. Çıkan arbedede Nazım Paşa, Fedai Yakup Cemil’in namlusundan çıkan kurşunlarla hayatını kaybetti.
"Millete Rağmen Millet İçin" Yazılan İstifa
Enver Bey, barut kokulu koridorlardan geçerek Sadrazam Kamil Paşa’nın odasına girdi. Masada duran yaşlı Sadrazam’ın önüne boş bir kağıt uzatıldı. Enver Bey’in talebi netti: "Millet sizi istemiyor, istifanızı yazın!"
Kamil Paşa, titreyen elleriyle, "Halkın ve ordunun isteği üzerine..." ifadesiyle başlayan meşhur istifasını yazdı. Bu, Osmanlı Devleti'nde bir devrin kapanışıydı. Enver Bey, elindeki istifa mektubuyla saraya, Sultan Reşad’ın yanına giderek yeni hükümetin onayını aldı. Artık Osmanlı topraklarında, daha sonra "Üç Paşalar" (Enver, Talat, Cemal) dönemi olarak anılacak olan otoriter İttihatçı devri başlıyordu.
Son Çırpınışlar ve Sonrası
Bab-ı Ali Baskını, sadece bir hükümet değişikliği değildi; bir devletin yönetim felsefesinin toptan değişmesiydi. İttihatçılar, darbenin ardından orduda büyük bir modernleşme hamlesi başlattılar ve Edirne'yi İkinci Balkan Savaşı’nda geri almayı başardılar. Ancak bu askeri başarı, imparatorluğu Birinci Dünya Savaşı’nın uçurumuna sürükleyecek olan yolu da açmış oldu.
Bab-ı Ali’nin o günkü soğuk taşları, sadece bir nazırın kanını değil, aynı zamanda 600 yıllık bir imparatorluğun son diplomatik manevra şanslarını da emmişti.
Kaynakça
Yerli Kaynaklar:
-
TDV İslâm Ansiklopedisi: Bâbıâli Baskını – (Cilt 4, Sayfa 378-379).
-
İsmail Hami Danişmend: İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Cilt 4, (Sayfa 394-400), Türkiye Yayınevi.
-
Tarih Vakfı: 1913 Darbesi ve İttihat Terakki'nin İktidarı – (Dosya: Balkan Savaşları ve İç Siyaset).
Yabancı Kaynaklar:
-
Erik-Jan Zürcher: Turkey: A Modern History – (Chapter: The Young Turk Revolution and its Aftermath).
-
Feroz Ahmad: The Young Turks: The Committee of Union and Progress in Turkish Politics, 1908-1914, Oxford University Press.
-
Stanford J. Shaw & Ezel Kural Shaw: History of the Ottoman Empire and Modern Turkey, Vol. 2 – (Cambridge University Press).
Web Kaynakları:
-
Atatürk Ansiklopedisi: Bâb-ı Âli Baskını (23 Ocak 1913).
-
History of the World (BBC Archive): The Decline of the Ottoman Empire and the 1913 Coup.