Tarih: M.Ö. 280 yılı. Ege Denizi'nin masmavi sularını yararak Rodos limanına yaklaşan bir tüccar olduğunuzu hayal edin. Ufukta önce adanın yeşil tepelerini değil, güneşin altında parlayan, neredeyse gökyüzüne değecekmiş gibi duran devasa bir bronz adamı görürdünüz. Elinde meşale tutan, başındaki tacından ışıklar saçan bu dev, sadece bir heykel değil, özgürlüğün taşa ve metale dökülmüş haliydi. Dünyanın yedi harikası listesinde yer alan, ancak en kısa ömürlüsü olan Rodos heykeli (Colossus of Rhodes), sadece 54 yıl ayakta kalabildi. Ancak yarattığı etki o kadar büyüktü ki, binlerce yıl sonra bile New York limanına dikilen Özgürlük Heykeli'ne ilham kaynağı oldu. Peki, bacaklarının arasından gemilerin geçtiği o meşhur tasvir gerçek miydi? Tonlarca bronz nasıl gökyüzüne yükseldi ve sonunda 900 deveye yüklenip nereye götürüldü? Gelin, Rodos'un güneş tanrısı Helios'a adadığı bu mühendislik harikasının tozlu sayfalarını aralayalım.
Kuşatmadan kalan servetle yükselen dev
Bu heykelin hikayesi, aslında bir savaşın, daha doğrusu bir "kurtuluşun" hikayesidir.
M.Ö. 305 yılında, Büyük İskender'in haleflerinden biri olan Antigonos'un oğlu Demetrius, Rodos'u işgal etmek istedi. 40 bin kişilik dev bir ordu ve o zamana kadar görülmemiş kuşatma makineleriyle adaya saldırdı. Ancak Rodoslular o kadar kahramanca direndiler ki, Demetrius kuşatmayı kaldırıp kaçmak zorunda kaldı.
Kaçarken geride o kadar çok mancınık, kuşatma kulesi ve silah bırakmıştı ki, Rodoslular bu savaş ganimetlerini sattıklarında ellerine muazzam bir servet geçti. Halk, bu zaferi koruyucu tanrıları olan Güneş Tanrısı Helios'a borçlu olduklarını düşünüyordu.
Ganimetten elde edilen parayla, Helios'a şükranlarını sunmak için dünyada eşi benzeri görülmemiş bir heykel yaptırmaya karar verdiler. İhale, heykeltıraş Lindoslu Khares'e (Chares of Lindos) verildi. Khares, hayatının eserini yaratmak üzereydi ama bu işin onu maddi ve manevi olarak tüketeceğinden habersizdi.
Bacaklarının arasından gemiler geçiyor muydu?
Rodos heykeli denince akla gelen ilk imge; limanın girişinde bacaklarını iki yana açmış duran ve altından yelkenlilerin geçtiği o devasa figürdür. Orta Çağ ressamlarının ve "Game of Thrones" gibi modern yapımların (Braavos'un Titanı) bize dayattığı bu görüntü, ne yazık ki tarihi bir yanılgıdır.
Mühendislik açısından o dönemde (ve hatta bugün bile) bronzdan yapılmış 33 metrelik bir heykelin bacaklarını o kadar açarak ayakta durması imkansızdır. Ayrıca heykelin yapımı 12 yıl sürmüştür; liman girişini 12 yıl boyunca kapatmak, deniz ticaretiyle geçinen Rodos'un iflası demekti.
Tarihçiler ve mühendisler, heykelin liman girişinde değil, limanın hemen yanındaki bir kaide üzerinde, bacakları bitişik veya hafif adımlı şekilde, klasik bir Yunan heykeli pozunda durduğu konusunda hemfikirdir.
Antik bir gökdelen inşası
Heykelin yapımı tam 12 yıl sürdü (M.Ö. 292 - M.Ö. 280).
Khares, o güne kadar denenmemiş bir teknik kullandı. Önce mermerden devasa bir kaide yapıldı. Heykelin ayaklarından başlanarak yukarı doğru çıkıldı.
İç iskelet için demir çubuklar ve taş bloklar kullanıldı. Dış yüzey ise, Demetrius'un ordusundan kalan silahların eritilmesiyle elde edilen bronz plakalarla kaplandı.
Heykel yükseldikçe, işçilerin yukarı ulaşması zorlaşıyordu. Khares, heykelin etrafına devasa bir toprak rampa yığdırdı. Heykel tamamlanana kadar kimse onun tam olarak neye benzediğini göremedi. Son plaka yerleştirilip toprak rampa temizlendiğinde, Rodoslular gözlerine inanamadı. 33 metre yüksekliğindeki (yaklaşık 11 katlı bir bina) bu altın sarısı dev, güneşin altında parlıyor ve elindeki meşale (veya mızrak) ile denizi selamlıyordu.
Depremin kırdığı dizler
Ne yazık ki Helios'un bu görkemli tasviri, Rodos'u uzun süre koruyamadı. Heykelin tamamlanmasından sadece 54 yıl sonra, M.Ö. 226 yılında şiddetli bir deprem Ege'yi sarstı.
Rodos şehri büyük hasar gördü, ama en büyük trajedi limanda yaşandı. "Colossus", en zayıf noktası olan dizlerinden kırıldı ve büyük bir gürültüyle karaya devrildi.
O sırada Mısır Kralı III. Ptolemaios, Rodoslulara heykeli onarmaları için para yardımında bulunmayı teklif etti. Ancak Rodoslular, Delfi Kahini'ne danıştılar. Kahin, "Heykeli yeniden dikmeyin, yoksa Helios'u gücendirirsiniz, belki de düşmesi onun isteğiydi" dedi.
Batıl inanç galip geldi. Heykel onarılmadı ve devrildiği yerde bırakıldı.
Yerdeyken bile bir harika
İşin ilginç yanı, Rodos heykeli'nin şöhreti yıkıldıktan sonra daha da arttı. Yaklaşık 800 yıl boyunca, kırık parçalar halinde yerde yattı. Antik Roma'nın ünlü yazarı Yaşlı Plinius (Pliny the Elder), M.S. 1. yüzyılda Rodos'u ziyaret ettiğinde yerde yatan devden o kadar etkilenmişti ki şunları yazdı:
"Yerde yatarken bile bir mucize. Çok az insan onun başparrağını kollarının arasına alıp sarabilir. Sadece parmakları bile çoğu heykelin gövdesinden daha büyük."
Yüzyıllar boyunca turistler Rodos'a, ayakta duran bir heykeli değil, yerde yatan bir efsaneyi görmeye gittiler.
900 devenin sırtında giden son
Heykelin sonu, yapımından yaklaşık 900 yıl sonra, bambaşka bir medeniyetin eliyle geldi.
M.S. 653 yılında, Muaviye komutasındaki Arap kuvvetleri Rodos'u fethetti. Artık metal ve bronz, sanat eseri olmaktan çok "savaş malzemesi" veya "para" demekti.
Tarihi kayıtlara göre, yerde yatan o muazzam bronz kütleler parçalandı ve Urfalı (Edessalı) bir Yahudi tüccara satıldı. Efsane odur ki, bu tüccar tonlarca ağırlığındaki bronz parçalarını taşımak için tam 900 deve kullanmak zorunda kaldı. Güneş Tanrısı'nın sureti, eritilip sikke veya silah olmak üzere Suriye çöllerine doğru son yolculuğuna çıktı.
Mirası: Özgürlük heykeli'nin abisi
Rodos heykeli fiziksel olarak yok olsa da, fikri hiç ölmedi. 19. yüzyılda Fransız heykeltıraş Frédéric Auguste Bartholdi, New York için bir anıt tasarlarken doğrudan Rodos heykeli'nden ilham aldı.
Dikkatli bakarsanız, Özgürlük Heykeli'nin başındaki 7 sivri uçlu tacın, Rodos heykeli'nin (Helios) tasvirlerindeki güneş ışınlarıyla aynı olduğunu görürsünüz. İkisi de liman girişindedir, ikisi de özgürlüğü temsil eder. Amerikalı şair Emma Lazarus, Özgürlük Heykeli için yazdığı ünlü şiirinde ona "The New Colossus" (Yeni Dev) adını vererek, bu antik bağa selam göndermiştir.
Sonuç: Hayal gücümüzde yaşayan dev
Bugün Rodos limanına giderseniz, heykelin ayak bastığı iddia edilen yerlerde iki adet geyik heykeli görürsünüz. "Colossus"tan geriye ne bir cıvata ne de bir bronz parçası kalmıştır.
Ancak o, dünyanın yedi harikası arasında "en kısa yaşayan" olmasına rağmen, insanlığın hayal gücünde en çok yer kaplayanlardan biridir. O, insanın gökyüzüne uzanma arzusunun, zaferin geçiciliğinin ve sanatın, yere düştüğünde bile yüzyıllarca hayranlık uyandırabileceğinin en büyük kanıtıdır.
Kaynakça
Kitaplar:
-
Clayton, Peter A. & Price, Martin J. The Seven Wonders of the Ancient World. Routledge, 1988. (Heykelin inşası ve teknik detayları üzerine temel kaynak - Sayfa 124-137).
-
Yaşlı Plinius (Pliny the Elder). Naturalis Historia (Doğa Tarihi). (M.S. 77 yılında yazılan bu eser, heykelin yıkık halini gören birincil tanık anlatımıdır - Kitap 34, Bölüm 18).
-
Strabon. Geographika. (Antik coğrafyacı Strabon'un Rodos ve heykel hakkındaki notları - Kitap 14).
Makaleler ve ansiklopediler:
-
Britannica: Colossus of Rhodes. Erişim linki
-
Smithsonian Magazine: What Was the Colossus of Rhodes? (Modern mühendislerin heykelin duruşu hakkındaki teorileri).
-
Malibu, Higgins. "The Colossus of Rhodes: Fact and Fiction". History Today.
Web kaynakları:
-
History Channel: Seven Wonders of the Ancient World.
-
Arkeofili: Rodos Heykeli Hakkında Bilmeniz Gerekenler.