Tarih: M.S. 80 yılı. Roma yazı. Hava, elli bin kişinin teri, egzotik hayvanların kokusu ve kumların üzerine dökülen taze kanın metalik tadıyla ağırlaşmış durumda. İmparator Titus locasında elini kaldırıyor ve o muazzam kalabalık tek bir nefes gibi susuyor. Burası sadece bir stadyum değil; burası Roma İmparatorluğu'nun gücünün, mühendisliğinin ve acımasız eğlence anlayışının taşa kazınmış halidir. Dünyanın Yeni 7 Harikası listesine girmeyi fazlasıyla hak eden, gerçek adıyla Flavianus Amfitiyatrosu, namıdiğer Kolezyum, yüzyıllardır ayakta. Gladyatörlerin "Selam sana Sezar, ölüme gidenler seni selamlar!" diye bağırdığı bu arenanın, Nero'nun yapay gölünden Hristiyan şehitlerine uzanan tozlu hikayesine, tribünlerin en ön sırasından tanıklık etmeye hazır mısınız?
Nefret edilen bir tiranın gölü üzerine kurulan "Halk Sarayı"
Kolezyum'un hikayesi, aslında bir intikam ve halkla ilişkiler projesi olarak başlar. M.S. 68 yılında İmparator Nero intihar ettiğinde, geride borç içinde bir Roma ve kendisi için yaptırdığı devasa "Altın Ev"i (Domus Aurea) bırakmıştı. Nero, halkın evlerini yakıp kendine saray yapmış, bahçesine de devasa bir yapay göl kazdırmıştı.
Yerine geçen İmparator Vespasianus (Flavian hanedanının kurucusu), zekice bir hamle yaptı. "Nero'nun halktan çaldığı alanı, halka geri vereceğim" dedi. Nero'nun o yapay gölünü kuruttu ve tam üzerine, Roma halkının eğlenmesi için dünyanın en büyük amfitiyatrosunun temelini attı. Bu, tarihin gördüğü en büyük siyasi jestlerden biriydi.
İnşaat, M.S. 72 yılında başladı ve yaklaşık 8-10 yıl gibi rekor bir sürede tamamlandı. Peki, bu hızın ve finansmanın kaynağı neydi? Tarihçiler, Kudüs'ün yağmalanmasından elde edilen ganimetlerin ve oradan getirilen binlerce Yahudi kölenin bu inşaatta kullanıldığını belirtir. Yani Kolezyum'un harcında, bir başka medeniyetin gözyaşları vardır.
Mühendislik harikası: Numaralı kapılar ve devasa tente
Bugün modern stadyumlara gittiğinizde biletinizde yazan kapı numarasını ararsınız ya, işte bu sistemin mucidi Romalılardır. Kolezyum'un dış cephesinde 80 adet giriş kemeri vardır ve bunların üzerinde (bazıları hala okunabilen) Roma rakamları yer alır. Bu sayede 50.000 izleyici, tıpkı bugünkü gibi, sınıfsal konumlarına göre belirlenen biletleriyle (seramik tabletler) karmaşa yaşamadan yerlerine oturabiliyor ve bina dakikalar içinde boşaltılabiliyordu.
Ancak asıl mühendislik şovu tepedeydi. Roma'nın kavurucu güneşi altında seyirciler pişmesin diye, arenanın üzeri "Velarium" adı verilen devasa bir tente ile örtülürdü. Bu, dünyanın ilk açılır-kapanır çatısıydı!
Bu devasa yelken bezini kim yönetiyordu dersiniz? Gladyatörler değil, Misenum donanmasından getirilen yüzlerce denizci. Onlar, binanın tepesindeki halatları ve makaraları ustalıkla kullanarak, güneşi ve rüzgarı bir gemiyi yönetir gibi kontrol ediyorlardı.
"Kolezyum" ismi nereden geliyor?

Yapının orijinal adı, yaptıran hanedana ithafen "Flavianus Amfitiyatrosu"dur. Peki, biz neden Kolezyum diyoruz?
Cevap, binanın kendisinde değil, yanındaki heykelde saklı. İmparator Nero, kendi narsisizminin bir göstergesi olarak amfitiyatronun yanına, Güneş Tanrısı Helios kılığında, 30 metre yüksekliğinde devasa bir bronz heykelini (Colossus Neronis) diktirmişti.
Zamanla halk, "Colossus'un yanındaki amfitiyatroda buluşalım" demeye başladı. Orta Çağ'a gelindiğinde heykel çoktan eritilip gitmişti ama ismi binaya yapıştı kaldı: Colosseo.
Sahne arkasının sırrı: Hypogeum
Kolezyum'u dışarıdan gördüğünüzde etkilenirsiniz, ama asıl büyü "yerin altındadır". Arenanın ahşap zemini (bugün kısmen restore edilmiştir) kaldırıldığında, altından "Hypogeum" (Yunanca: yeraltı) adı verilen karmaşık bir labirent çıkar.
Burası şovun mutfağıydı. Gladyatörlerin ısındığı, vahşi hayvanların kafeslerinde bekletildiği dar koridorlar... Romalı mühendisler burada da sınırları zorlamıştı. Manivela ve makaralarla çalışan 28 adet asansör sistemi kurmuşlardı.
Düşünün; dövüşün en heyecanlı yerinde, arenanın ortasındaki gizli bir kapak açılıyor ve yerin altından aniden bir aslan veya tam teçhizatlı bir gladyatör sahneye fırlıyor! Bu "sihirli" efektler, kalabalığı coşturmak için titizlikle planlanıyordu.
Deniz savaşları: Arena sular altında
Tarihsel kayıtlara göre (özellikle Cassius Dio ve Suetonius), Kolezyum'un ilk yıllarında, zemin henüz Hypogeum tünelleriyle doldurulmamışken, arena suyla doldurulup "Naumachia" adı verilen sahte deniz savaşları düzenleniyordu.
Mühendisler, yakındaki su kemerlerinden (Aqua Claudia) suyu arenaya yönlendiriyor, içeride küçük gemiler yüzdürülüyor ve mahkumlar birbirleriyle savaştırılıyordu. Bir binanın içinde gemi yüzdürmek... Bu, Roma'nın "doğaya bile hükmediyoruz" deme şekliydi.
Gladyatörler: Süperstarlar ve kurbanlar
Gladyatör oyunları sadece vahşet değildi; kuralları, hakemleri ve bahisçileri olan bir spordu. Çoğu gladyatör köle veya savaş esiriydi ama aralarında borçlarını ödemek veya şöhret olmak için gönüllü olan özgür vatandaşlar, hatta kadın gladyatörler (Gladiatrix) bile vardı.
Hollywood filmlerinin aksine, her dövüş ölümle bitmezdi. Gladyatörleri eğitmek ve beslemek çok pahalıydı; bu yüzden sahipleri (Lanista) onları kolayca harcamak istemezdi. Ancak imparatorun başparmağı (Pollice Verso) aşağıya dönerse veya boğazına götürürse, o zaman kaçış yoktu.
Arenada sadece insanlar değil, doğa da savaştı. İmparatorluğun dört bir yanından getirilen aslanlar, kaplanlar, filler ve gergedanlar avlandı. Trajan'ın düzenlediği 123 günlük oyunlarda 11.000 vahşi hayvanın ve 10.000 gladyatörün öldürüldüğü söylenir. Bu katliamlar, Kuzey Afrika fili ve Hazar kaplanı gibi bazı türlerin soyunun tükenmesine veya bölgesel olarak yok olmasına neden oldu.
Taş ocağına dönüşen abide
Roma İmparatorluğu çökünce, Kolezyum da sessizliğe gömüldü. 5. yüzyıldan sonra gladyatör oyunları yasaklandı. Orta Çağ'da kale, barınak, atölye ve hatta mezarlık olarak kullanıldı.
Ancak en büyük zararı barbarlar değil, Romalıların kendisi verdi. Rönesans döneminde Kolezyum, "hazır taş ocağı" olarak görüldü. Vatikan'daki Aziz Petrus Bazilikası'nın (St. Peter's Basilica) cephesi ve Roma'daki pek çok saray, Kolezyum'dan sökülen o güzelim traverten taşlarıyla yapıldı. Bugün gördüğümüz o "delik deşik" yapı, aslında binanın iskeletidir; mermer kaplamaları ve heykelleri yüzyıllar önce yağmalanmıştır.
Sonuç: Zamanın dişlerine direnen dev
İngiliz tarihçi Bede'nin 8. yüzyılda söylediği o meşhur kehanet hala yankılanır:
"Kolezyum ayakta kaldıkça Roma da ayakta kalacak. Kolezyum yıkıldığında Roma yıkılacak. Roma yıkıldığında ise dünya yıkılacak."
Bugün Kolezyum, sadece bir turistik mekan değil. O, insanlığın neler yapabileceğinin (hem mühendislik harikaları hem de tarif edilemez vahşetler) taştan bir kanıtıdır. Roma'nın tam kalbinde, yaralı ama mağrur bir şekilde durarak, bize 2000 yıl öncesinin hikayelerini fısıldamaya devam ediyor.
Kaynakça
Kitaplar:
-
Hopkins, Keith & Beard, Mary. The Colosseum. Harvard University Press, 2005. (Binanın inşası, kullanımı ve mitleri üzerine en kapsamlı modern kaynak - Sayfa 20-45). Kitaba erişim
-
Suetonius. On İki Caesar'ın Yaşamı. (Vespasianus ve Titus dönemlerine dair antik anlatımlar).
-
Coarelli, Filippo. The Colosseum. J. Paul Getty Museum, 2001. (Mimari detaylar ve arkeolojik bulgular).
Makaleler ve Raporlar:
-
UNESCO World Heritage Centre: Historic Centre of Rome, the Properties of the Holy See in that City Enjoying Extraterritorial Rights and San Paolo Fuori le Mura. Erişim Bağlantısı
-
Mueller, Tom. "Secrets of the Colosseum". Smithsonian Magazine, 2011. (Hypogeum ve asansör sistemleri üzerine detaylı makale).
-
Cassius Dio. Roman History. (Deniz savaşları ve oyunlar hakkında birincil kaynak - Kitap 66).
Web Kaynakları:
-
Britannica: Colosseum. Erişim Bağlantısı
-
Parco archeologico del Colosseo: (Resmi arkeolojik park web sitesi ve restorasyon raporları).